MESLEK ANILARI Resmi Araçları Değil
MESLEK ANILARI
1999 yılı…
Şanlıurfa…
Güvenlik Şube Müdür Vekili olarak görev yaptığım yıllar…
Mesleğin insanı hem görünür yaptığı hem de görünmez olmaya mecbur bıraktığı dönemler…
O yıllarda çalıştığımız birim gereği sivil görev yapıyordum.
Üzerimizde üniforma olmazdı ama devletin yükü omuzlarımızdaydı.
Kullandığımız araç da öyleydi…
Dışarıdan bakınca sıradan bir beyaz Şahin…
Tozlu sokaklardan geçmiş, güneşin altında rengi hafif solmuş, gösterişsiz bir araç…
Ama bagajında telsiz, içinde görev, direksiyonunda devlet vardı.
Akşam saatleriydi…
Şanlıurfa’nın sıcak günü yavaş yavaş geceye teslim oluyordu.
Gökyüzü kızıl ile lacivert arasında ağır ağır renk değiştirirken, sokak lambaları birer birer yanmaya başlamıştı.
Hava kararmaya yüz tutmuştu.
Atatürk Spor Salonu’nda önemli bir program vardı.
Özellikle rütbeli personelin katılması yönünde talimat verilmişti.
Oto sürücüsü arkadaşla birlikte spor salonunun bahçe kapısına geldik.
Kapının önünde hafif bir hareketlilik vardı.
Görevli polisler, içeri giren araçları dikkatle kontrol ediyor, programın telaşı yüzlerden okunuyordu.
Kapıda görevli bir trafik polisi arkadaş vardı.
Genç sayılabilecek yaşta…
Yüzünde görevin verdiği ciddiyet, gözlerinde “talimatı eksiksiz uygulama” kararlılığı vardı.
Şoför arkadaş camı indirip sakin bir sesle:
— “Devrem, kapıyı açar mısın? Programa geldik…” dedi.
Görevli polis hiç tereddüt etmeden cevap verdi:
— “Bana verilen talimat var kardeşim… Sadece resmi araçları alacağım.”
Şoför arkadaş tekrar anlattı:
— “Bu araç Güvenlik Şube Müdürlüğü’nün aracı… Bak telsiz de var… Müdür bey araçta…”
Ama görevli arkadaş kararlıydı:
— “Talimat böyle… Resmi araç olmayanı alamam.”
Bir an sustum…
Motorun hafif sesi geceye karışıyordu.
Kapının önündeki sarı ışık aracın kaportasına vuruyor, telsizin cızırtısı aracın içinde yankılanıyordu.
Çünkü bazen insan şaşırmaktan konuşamaz.
Karşındaki kötü niyetli değildir…
Sadece gördüğüyle hüküm veriyordur.
Bizim araç resmiydi…
Ama resmiyet bazen plaka değildir.
Bazen makam ışığı değildir.
Bazen çakarlı bir konvoy hiç değildir.
Devletin bazı araçları üniforma gibi görünmez olur.
Sessizdir…
Gösterişsizdir…
Ama görevdedir.
O an anladım ki bazı insanlar “resmi” olanı sadece göze hitap eden şekillerde arıyordu.
Oysa devlet bazen en sade elbiseyle yürür sokakta.
Neyse…
Telsizden 4. kanaldan Trafik Müdürü’nü anons ettim:
— “Merkez… Atatürk Spor Salonu girişindeki görevli personel aracı içeri almıyor. Resmi araç olmadığı düşünülmüş. Bir yanlış anlaşılma var… Konuyu düzeltir misiniz?”
Telsizden gelen kısa cızırtının ardından cevap geldi.
Kısa süre sonra Trafik Müdürü görevli personele anons geçti.
Kapı açıldı.
Biz de ağır ağır içeri girdik.
Görevli arkadaşın yüzünde mahcup bir ifade belirmişti.
Ben ise kızmaktan çok düşünüyordum.
Çünkü o gün şunu gördüm:
İnsan bazen yalnızca gördüğüne inanıyor.
Oysa hayatın en gerçek şeyleri çoğu zaman görünmüyor.
Vicdan görünmez…
Sadakat görünmez…
Devlete hizmet eden nice yük görünmez…
Tıpkı o akşamki bizim aracımız gibi…
Mevlânâ’nın dediği gibi:
“Her şeyi dış görünüşte ararsan, hakikati kaçırırsın.”
Meslek de insana bunu öğretiyor zaten…
Üniformanın olmadığı yerde de devlet olabilmeyi…
Gösterişsiz görev yapabilmeyi…
Ve bazen en büyük resmiyetin; ciddiyet, sorumluluk ve görev bilinci olduğunu…
Aradan yıllar geçti…
Şimdi düşündüğümde o geceyi gülümseyerek hatırlıyorum.
Çünkü bazı anılar vardır;
İnsanı kırmaz…
Ama hayata dair ince bir ders bırakır.
