Meslek Anıları
MESLEK ANILARI müfettiş
MESLEK ANILARI
MESLEK ANILARI — Bir Telefon, İki Talimat
GÜNCEL SESSİZ ÇIĞLIK Polis intiharları
MESLEK ANILARI meslek arızası
MESLEK ANILARI
MESLEK ARIZASI
2000’li yıllardı…
Yer: Şanlıurfa.
Şanlıurfa Güvenlik Şube Müdürlüğünde görev yaptığım dönemlerden biriydi.
Bir gün dönemin İl Emniyet Müdürü beni makamına çağırdı.
— “Koruma Komisyonu toplantısı var. Hazırlıkları sen yap.”
dedi.
İnsan, yıllar içinde birlikte çalıştığı amirinin yalnızca görev anlayışını değil, karar verme biçimini de öğreniyor.
Kimi insanlar söyledikleriyle, kimi insanlar ise söylediklerini son anda değiştirmeleriyle tanınıyor.
Meslek insana yalnızca mevzuatı öğretmiyor; insan tabiatını, makamların havasını ve kararların hangi noktada değişebileceğini de öğretiyor.
Toplantı günü, toplantı başlamadan önce Valilik Özel Kaleminde bekliyorduk.
Masamızın üzerinde, haklarında koruma talebi bulunan dört-beş kişinin dosyası vardı.
İl Emniyet Müdürü bana dönerek oldukça kesin bir ifadeyle:
— “Bu şahısların hiçbirine koruma vermiyoruz. Hazırlığı ona göre yaptınız, değil mi?”
diye sordu.
— “Evet Müdürüm.”
dedim.
Ama içimde başka bir ses konuşuyordu.
Çünkü yılların meslek tecrübesi bana şunu öğretmişti:
Bazı kararlar, makam kapısından içeri girene kadar kesin değildir.
Ben de tedbirimi almıştım.
Her dosya için iki ayrı değerlendirme hazırlamıştım.
Bir klasörde koruma verilmemesi yönündeki rapor ve karar taslakları, diğer klasörde ise koruma verilmesi yönündeki değerlendirmeler ve kararlar eksiksiz hazırdı.
Çünkü son söz benim değildi.
Takdir komisyonundu.
Bir süre sonra Koruma Komisyonu toplandı.
Sayın Valinin başkanlığında; İl Jandarma Komutanı, MİT temsilcisi, ilgili askerî yetkililer, İl Emniyet Müdürü ve komisyon üyeleri yerlerini aldı.
Ben de devlet büyüklerinin korunması büro amirliğinin uhdesinde olması nedeniyle, Güvenlik Şube Müdürü ve komisyon sekreteri olarak dosyaları takip ediyordum.
İlk dosya açıldı.
Ve tam da beklediğim gibi oldu.
Toplantıdan hemen önce Özel Kalemde,
— “Hiçbirine koruma vermeyeceğiz.”
diyen İl Emniyet Müdürü, Sayın Valiye dönerek:
— “Sayın Valim, uygun görürseniz bu şahsa koruma verilmesini arz ederim.”
dedi.
Ardından ikinci dosya açıldı.
Sonra üçüncü…
Neredeyse bütün dosyalarda aynı tablo ortaya çıktı.
Koruma verilmesi yönünde görüş bildiriliyordu.
Ben ise hiç vakit kaybetmeden ikinci klasörü çıkardım.
Her dosya için önceden hazırladığım olumlu değerlendirme raporlarını sırasıyla Sayın Valiye ve komisyon üyelerine sundum.
İmzalar peş peşe atıldı.
O an İl Emniyet Müdürünün yüzündeki şaşkınlığı bugün bile hatırlarım.
Belki şaşkınlığının sebebi, benim ikinci bir hazırlık yapmış olmamdı.
Belki de kendi kararının birkaç dakika içinde değişmiş olması…
Oysa benim yaptığım olağanüstü bir iş değildi.
Sadece mesleğin bana öğrettiği basit bir refleksi uygulamıştım:
Hazırlıklı olmak.
Çünkü güvenlik hizmetlerinde bazen haklı olmak yetmez.
Hazırlıklı olmak, haklı çıkmaktan daha değerlidir.
Meslek insana yalnızca kanunları, yönetmelikleri ve talimatları öğretmez.
İnsanı okumayı öğretir.
Makamları okumayı…
Şartların değişebileceğini öngörmeyi…
Söylenenle yapılacak olan arasındaki mesafeyi fark etmeyi…
Ve en önemlisi, kararın sahibi olmadığın yerde bile sorumluluğunu eksiksiz yerine getirmeyi öğretir.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda, o gün yaptığım hazırlığın aslında bir dosya hazırlamaktan çok daha fazlası olduğunu düşünüyorum.
O gün ben iki klasör hazırlamamıştım.
İki ihtimale karşı hazırlıklı olmuştum.
Çünkü devlet hizmetinde bazen bir karar değişir, bir cümle değişir, bir bakış değişir…
Ama görev değişmez.
Sorumluluk değişmez.
Hazırlıklı olmanın değeri de tam burada ortaya çıkar.
Belki bunun adı tecrübedir.
Belki öngörü…
Belki de yılların mesleğe bıraktığı o tuhaf, sessiz refleks…
Hani insanın zamanla edindiği ve çoğu zaman kendisinin bile farkına varmadığı bir alışkanlık vardır ya:
“Ne olur ne olmaz…”
İşte bizim meslekte onun başka bir adı vardı:
Meslek arızası…
Kapıdaki botlar
MESLEK ANILARI
Meşale
MESLEK ANILARI ne yaparsanız yapın
Büyükelçi
MESLEK ANILARI
Büyükelçi
Yıl 1999…
Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğünde görev yaptığım yıllardı. Şubemize bağlı Devlet Büyüklerini Koruma Büro Amirliği tarafından, Türkiye’yi ziyaret eden yerli ve yabancı devlet büyükleri ile resmî heyetlerin ilimizdeki güvenlik tedbirleri planlanır ve yürütülürdü. Ben de görevim gereği bu programların koordinasyonunda yer alıyor, üst düzey ziyaretlerde güvenlik planlamasına katkı sağlıyor ve görevimizin gerektirdiği diğer çalışmaları yürütüyordum. Programlar sırasında edindiğimiz bilgi, duyum ve gözlemleri de devlet ciddiyeti ve kurumlar arası koordinasyon anlayışı çerçevesinde ilgili istihbarat birimleriyle paylaşıyorduk.
O yıllarda dönemin Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi, Adana’dan başlayıp Şanlıurfa, Diyarbakır ve bölgeyi kapsayan ziyaretler gerçekleştirirdi. Büyükelçinin ilimizdeki güvenlik tedbirleri personelimiz tarafından yerine getirilirken, ben daha çok üst düzey resmî programlara, koordinasyon gerektiren görüşmelere ve protokol kapsamındaki çalışmalara iştirak ediyordum.
Zamanla dikkatimi çeken ortak bir nokta olmuştu. Büyükelçinin ziyaret programlarında daha çok belirli grupların temsilcileriyle görüşmeler yapılıyor, bölgenin diğer dinamikleri ise yeterince dinlenmiyordu. Oysa sahada görev yapan biri olarak biliyordum ki bir coğrafyayı anlamanın yolu, sadece belli pencerelerden bakmak değil; o coğrafyanın bütün seslerine kulak verebilmekti.
Bir gün, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisinin Şanlıurfa Valiliğine gerçekleştirdiği resmî ziyaret kapsamında, Valilik makamında bir değerlendirme toplantısı düzenlendi. Toplantıya valilik yetkilileriyle birlikte emniyet, jandarma, askerî ve ilgili istihbarat birimlerinin temsilcileri de katılmıştı.
Büyükelçinin Sayın Valimizle gerçekleştireceği görüşme devlet protokolü açısından hassasiyet taşıyordu. Güvenlik tedbirleri personelimiz tarafından yürütülürken, ben de Sayın Valimize eşlik ederek bu değerlendirme toplantısına katıldım.
Toplantı soru-cevap şeklinde ilerliyordu. Katılımcılar tercüman aracılığıyla Büyükelçiye sorular yöneltiyor, Büyükelçi de yine tercüman vasıtasıyla cevap veriyordu.
Ortamın samimiyetinden cesaret alarak ben de söz istedim.
Tercüman aracılığıyla şu soruyu yönelttim:
“Sayın Büyükelçi, eğer amacınız bölgede yaşanan olayları objektif biçimde değerlendirmek ve doğru bilgi edinmekse, neden ağırlıklı olarak sadece belirli gruplarla görüşüyorsunuz? Bölgede yaşayan farklı insanlar, farklı kurumlar ve farklı bakış açıları da var. Tek taraflı görüşmeler, doğru ve sağlıklı bir değerlendirme yapmanızı zorlaştırmaz mı?”
Sorumu dikkatle dinledi. Kısa bir sessizliğin ardından yine tercüman aracılığıyla şu cevabı verdi:
“Patronunuz size hangi görevi verirse onu yaparsınız, değil mi?”
Gülümsedim.
“Evet.” dedim.
Konuşma orada bitti.
Belki birkaç cümleden ibaret kısa bir diyalogdu; fakat bazen en uzun düşünceler, en kısa cevapların içinde gizlidir. O gün aldığım cevap, yıllar boyunca zihnimde farklı anlamlar kazandı.
Aradan yıllar geçti…
Bölge nice acılar yaşadı. Kimilerine görevimiz gereği yakından tanıklık ettik, kimilerini sonradan öğrendik, kimilerini ise kamuoyunun gözü önünde izledik.
Bugün geriye dönüp yaşananları bir bütün hâlinde değerlendirdiğimde görüyorum ki; bu kadim coğrafya hiçbir zaman kendi hâline bırakılmadı. Her dönemde farklı hesaplar yapıldı, farklı projeler üretildi, farklı senaryolar sahneye konuldu. Kimi zaman açık, kimi zaman örtülü yöntemlerle bölgenin geleceğine yön verilmeye çalışıldı.
Ancak bütün bu hesapların ötesinde değişmeyen bir gerçek vardı.
Bölge insanı…
Onca acıya, onca provokasyona ve onca oyuna rağmen büyük ölçüde sağduyusunu korudu; vatanına, milletine ve devletine olan bağlılığını muhafaza etti. Bana göre bu toprakların en büyük gücü de işte budur.
Meslek hayatı insana sadece görev yapmayı öğretmez; insanı okumayı, olayların görünen yüzünün arkasını görmeyi ve zamanın süzgecinden geçerek doğru değerlendirmeler yapabilmeyi de öğretir.
Bugün geriye dönüp baktığımda, o gün Valilik makamında sorduğum sorunun hâlâ değerini koruduğunu düşünüyorum. Çünkü doğru sonuca ulaşmanın yolu, sadece duyulmak isteneni dinlemekten değil; bütün sesleri aynı dikkat ve aynı tarafsızlıkla dinleyebilmekten geçer.
Bu vesileyle, o yıllarda birlikte görev yapma onurunu yaşadığım kıymetli meslektaşlarıma ve bugün hâlâ dostluklarını büyük bir değer olarak taşıdığım Şanlıurfalı dostlarıma gönülden selam gönderiyorum.
İyi ki Şanlıurfa’da görev yaptım.
İyi ki birbirinden değerli meslektaşlarım ve ömür boyu dostluğunu taşıyacağım Şanlıurfalı dostlarım oldu.
Meslek hayatımın en kıymetli kazanımları; omuz omuza görev yaptığım insanlar, geride bıraktığım dostluklar ve hafızamdan hiç silinmeyen bu onurlu hatıralardır.
Çünkü bazı görevler üniformayla biter; bazı hatıralar ise ömür boyu insanın yüreğinde yaşamaya devam eder.
Metlu
MESLEK ANILARI