TERÖRSÜZ TÜRKİYE

Terörsüz Türkiye…
Kulağa ne kadar hoş geliyor…
Kim bundan rahatsızlık duyar?
Elbette hiç kimse terörün, şiddetin ve çatışmanın devam etmesini istemez…
Türkiye’nin huzura, kardeşliğe ve toplumsal barışa kavuşması hepimizin ortak dileğidir…
Ancak mesele yalnızca terörün sona ermesi değildir…
Asıl mesele, bunun hangi yöntemle ve hangi bedeller karşılığında gerçekleştirileceğidir…
Bugün bazı basın-yayın organlarında ve sosyal medya platformlarında, yürütülen sürece veya gündeme gelen “çerçeve yasa” tartışmalarına yönelik eleştirileri dahi neredeyse terör örgütüyle aynı çizgide gösterecek, farklı düşünenleri terörist olmakla suçlayacak bir dil kullanılabiliyor…
Fikir özgürlüğü, herkesin aynı şeyi düşünmesi değildir…
Fikir özgürlüğü, farklı düşüncelerin de özgürce ifade edilebilmesidir…
Üstelik terörle mücadelede aktif  görev alan,şehitlerimiz  gazilerimiz ve  onların ailelerinin hassasiyetlerini görmezden gelerek toplumsal barış kurulabilir mi?
Eski İçişleri Bakanı’nın açıklamalarıyla bir elin parmakları kadar kaldığı ifade edilen bir terör örgütünün elebaşının yeniden muhatap alınması, “kurucu önder” gibi ifadelerin gündeme gelmesi, statü tartışmalarının yapılması ve bir siyasi parti eş genel başkanının “Süreç bozulursa her yer Gazze olur” diyerek devlete adeta ayar vermeye kalkışması da elbette sorgulanacaktır…
Terörle mücadele başka şeydir, terör örgütüyle siyasi pazarlık görüntüsü vermek başka…
Elbette silahlar susmalı…
Elbette insanlar ölmemeli…
Elbette Türkiye huzura kavuşmalı.
Ama bütün bunlar yapılırken hukuk, devlet ciddiyeti, 
millet iradesi 
ve şehitlerimizin hatırası da gözetilmelidir…
Çünkü ortada cevabı verilmesi gereken bazı sorular var;
“Devlete başkaldırarak yanlış yaptık.” dediler mi?
“Pişman olduk.” dediler mi?
“Yanlış yaptık, özür dileriz.” dediler mi?
“Hakkınızı helal edin.” dediler mi?
Ben duymadım…
Görmedim…
Duyan var mı?
Gören var mı?
Asker öldürdüler.
Polis öldürdüler.
Köylü öldürdüler.
Öğretmen öldürdüler.
Bebek öldürdüler.
Ve bugün karşımıza “Gelin sizi affedelim.” anlayışı çıkarılıyor.
Affeden kim, 
affedilen neyin karşılığında affediliyor?
Mesele sadece affetmek midir?
Yoksa kimin, kimi, neden ve hangi şartlarda affettiği midir?
Samimi bir pişmanlık, açık bir özür ve “hakkınızı helal edin” diyebilecek bir yüzleşme yoksa, toplumun vicdanındaki yaralar nasıl kapanacaktır?
Türkiye elbette terörsüz bir geleceği hak ediyor.
Ama bu gelecek, tehditlerle, baskıyla, farklı düşünenleri susturarak veya eleştirileri terörizmle eşitleyerek değil, hukuk, şeffaflık, millet iradesi ve toplumsal vicdan üzerinden kurulmalıdır…
Gerçek barış; geçmişle yüzleşmek, hatayı kabul etmek, özür dilemek,
 helallik istemek 
ve hiç kimseyi ötekileştirmeden aynı hukuk düzeni içinde geleceğe yürüyebilmektir…
Nasıl bir Türkiye?
İşte bütün mesele burada…

Leave a Reply