MESLEK ANILARI
Baba Çok Yaşa
Yıl 1993…
Yer Isparta Merkez Karakol Amirliği…
Ben o dönem grup amiri olarak görev yapıyordum.
Rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, bir dizi program kapsamında, aynı zamanda Cumhurbaşkanı seçilmesinin verdiği heyecan ve coşkuyla memleketi Isparta’ya gelmişti.
Şehir o gün adeta bayram yeriydi…
Meydanlar dolmuş, insanlar sabahın erken saatlerinden itibaren miting alanına akın etmişti.
Kimi el sallıyor, kimi dua ediyor, kimi sadece yıllardır televizyonlardan gördüğü devlet büyüğünü yakından görmek istiyordu.
Ama kalabalığın olduğu her yerde maalesef başka niyetle dolaşan insanlar da olurdu…
Biz polisler için böyle günler sadece güvenlik tedbiri değil, aynı zamanda yüzlerce müracaat ve hırsızlık olayının yaşandığı yoğun mesai günleri demekti.
O gün de karakolda nöbetçi kalmıştım.
Miting sonrası peş peşe müracaatlar gelmeye başladı.
Kalabalıkta cüzdanını kaptıranlar, parasını kaybedenler, çantası açılanlar…
Yüzlerce ifade arasında biri vardı ki, aradan yıllar geçmesine rağmen hafızamda ayrı bir yer etti.
Orta yaşlı, samimi bir vatandaş geldi.
Biraz üzgün ama bir o kadar da mahcup bir hali vardı.
İfadesini alırken şöyle anlattı:
— “Amirim, üzerimdeki parayı gömleğimin sol cebinde taşıyordum. Sürekli elimle de kontrol ediyordum.
Sonra kalabalıkta düşmesin diye cüzdanı pantolon cebime koydum. İki elimle ceplerimi tutuyordum…”
Bir an durdu…
Sonra yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
— “Tam o sırada Demirel çok coşkulu bir konuşma yaptı. Kendimi tutamadım…
Ellerimi havaya kaldırıp ‘Baba çok yaşa!’ diye bağırdım…”
Sonra başını hafif eğerek devam etti:
— “Ellerimi tekrar cebime attığımda ne para vardı ne cüzdan…”
Muhtemelen onu dikkatle takip eden bir yankesici, o birkaç saniyelik coşkuyu fırsata çevirmişti.
Ben de gülümseyerek:
— “Baba için feda olsun…” dedim.
O da güldü.
Tutanağını imzaladıktan sonra teşekkür edip ayrıldı.
Meslek hayatında insan nice olay görüyor…
Kavgalar, gözyaşları, suçlar, sevinçler…
Ama bazı hatıralar vardır ki, olayın kendisinden çok insanın samimiyeti akılda kalır.
O vatandaşın cebini unutup heyecanla ellerini havaya kaldırışı…
Sonra da kızmak yerine gülümseyebilmesi…
İşte o gün bana bir kez daha şunu öğretmişti:
İnsan bazen en değerli şeyini cebinden değil, heyecanından kaybeder…
Ama güzel olan, yıllar sonra bile o anıyı tebessümle hatırlayabilmektir.