ZİRVE
Gölge – II
Zirve yaklaşıyor…
Hazırlanıyor şehir…
Yollar…
İnsanlar…
Caddeler…
Meslekler…
Başkentte
taksicilere yeni bir düzen getiriliyor…
Gri pantolon…
Beyaz gömlek…
Araçta Türk lokumu…
Su…
Kolonya…
Bu topraklardan güzel bir hatırayla ayrılsın diye misafirler…
İtiraz etmiyoruz…
Milletimizin mayasında vardır misafire ikram.
Kapısını çalan yabancıyı aç bırakmaz…
Sofrasındaki son ekmeği paylaşır.
Yolcuya su vermeyi de gönül kazanmayı da bilir.
Bu bizim kültürümüz.
Sorun ikram mıdır?
Elbette değildir.
Sorun, misafire gösterilen özenin kendi vatandaşından neden esirgendiğidir.
Bir zirve…
Hatıralarda kalacak.
Belki de taksicilerin beyaz gömleği…
Direksiyon başında,
Ekmeğinin peşinde koşan o insanlar…
Şimdiye kadar aynı titizlikle düşünüldü mü?
Maliyetler…
Bitmeyen vergiler…
Trafikte geçen saatler…
Eve götürülmeye çalışılan bir lokma ekmek…
Bunlar hiç bir protokol toplantısının gündemine girdi mi?
Vitrin değişiyor…
Peki ya vitrini ayakta tutan insanların yükü?
Bir ülkeyi güzel gösteren yalnızca temiz kaldırımlar mıdır?
Yoksa geçim derdine rağmen dimdik ayakta duran insanlar mı?
Korkmadan çalışan emekçiler…
Adalet duygusunu kaybetmemiş vatandaşlar…
İşte gerçek itibar…
Lokum ikram etmek güzeldir…
Kolonya uzatmak nezakettir…
Beyaz gömlek saygınlıktır…
Peki ya işçiye hak ettiği ücret?
Emekliye insanca yaşayabileceği maaş?
Çiftçinin alın terinin karşılığı?
Misafirler birkaç gün kalır…
Sonra gider.
Ama bu ülkenin insanı burada yaşamaya devam eder.
Her sabah aynı yolları kullanır…
Aynı kaldırımlarda yürür…
Aynı hayatın yükünü omuzlar.
Zirve bittiğinde geriye yine aynı sorular kalır:
Neden kendi vatandaşımıza hak ettiği yaşam çok görülüyor?
Asıl değişim…
Asıl dönüşüm…
Kendi insanının daha iyi yaşayabilmesi için olmaz mı?
İşte zirve…
İşte gölge…
Çünkü gölge, ışığın olmadığı yerde değil,
en güçlü ışıkların altında büyür…
Ve bazen…
En parlak vitrinlerin ardında,
en ağır yükü yine bu ülkenin vatandaşı taşır/taşımaktadır…