MESLEK ANILARI
Doğan
2004 yılıydı…
Denizli’nin
Çardak ilçesi…
Zaman, sabahın henüz uyanmaya niyet
ettiği o ince çizgideydi; gecenin karanlığı tam çekilmemiş, gün ışığı ise daha
sözünü söylememişti.
Karakolun üst katında bulunan makam
lojmanında sabah mahmurluğunun içinde, uykuyla uyanıklık arasında asılı kalmış
bir hâlde, bir telefon sesiyle irkildim.
Karakol amirinin sesi, o yarım uykunun
içinden süzülerek geldi; ciddi, kısa ve telaşlı:
“Amirim… Bir hırsızlık olayı var.
Lojmanda oturan arkadaşları da çağırmak istiyoruz. Burdur istikametinden,
havaalanı yolu üzerinde eski kasa bir Doğan şüpheli görüldü. Ekip peşinde…”
O an, günün nasıl başlayacağını
anlamıştım.
Bazı sabahlar vardır; güneş doğmadan
olaylar doğar.
Talimatı verdim.
Ekipler hareketlendi.
Çardak’ın o geniş, dümdüz yolları o
sabah sessiz bir kovalamacanın şahidi oldu. Toz kalktı, motor sesleri sabahın
sessizliğini yardı, nefesler hızlandı… Zaman daraldı.
Bir süre sonra telsizden gelen anons,
cümlenin sonunu koydu:
“Şüpheli araç yakalandı…”
Ve sonra…
O araç, emniyetin önüne getirildi.
Eski kasa bir Doğan…
Yorgun… Solgun… Sanki taşıdığı yükün
ağırlığını bilen bir canlı gibi içine çökmüş…
Kapılar açıldığında ise gerçek, aklın
sınırlarını zorlayan bir manzara gibi önümüze serildi.
Araçtan sadece iki kişi inmedi.
İki kişiyle birlikte bir tuhaflık indi…
Bir imkânsızlık…
Bir hayret…
Tam 13 koyun…
Evet…
On üç yetişkin koyun…
Daracık bir otomobilin içine, sanki
mantığa meydan okurcasına sıkıştırılmışlardı. Üstelik içeride iki de hırsız
vardı; her biri kendi ağırlığıyla, kendi telaşıyla o daracık hacimde yer
bulmuştu.
O an, gözlerimin gördüğüne aklım
yetişemedi.
Karşımızdaki bir araç değildi sanki…
Bir bilmeceydi…
Fizik kurallarına yazılmış sessiz bir
itirazdı…
Koyunların gözleri…
Karanlık bir yolculuğun şaşkınlığını
taşıyordu.
Hırsızların yüzü ise yarı pişman, yarı
yakalanmış olmanın donuk ifadesiyle susuyordu.
“İnsan, şaşırdığı yerde düşünmeye
başlar” derler…
O sabah biz, sadece düşünmedik; hayretin
içinde kısa bir yolculuğa çıktık.
Araştırma derinleşti.
Koyunların Burdur’un Yeşilova ilçesine
bağlı Dereköy civarından çalındığı anlaşıldı. Sahiplerine ulaşıldı. Jandarma
ekiplerine bilgi verildi.
Araçtan indirilen koyunlar, bir
kamyoneti dolduracak kadar çoktu.
Az önce bir otomobilin içine sığan o kalabalık,
şimdi geniş bir kasaya yayılmıştı.
Hayat bazen böyleydi işte…
Geniş olan daralır, dar olan taşar…
Akıl susar, gerçek konuşur…
Hırsızlar jandarmaya teslim edildi.
Olay kapandı.
Tutanaklar tutuldu.
Gün, sanki hiçbir şey olmamış gibi,
sıradan akışına geri döndü.
Ama bazı anlar vardır…
Resmî kayıtlara değil, insanın zihnine
yazılır.
Aradan yıllar geçti…
Nice olaylar, nice yüzler, nice
hikâyeler gelip geçti.
Ama hâlâ zaman zaman zihnimin bir
köşesinde o sahne belirir:
Eski kasa bir Doğan…
İçinde 13 koyun…
Ve akla meydan okuyan bir gerçek…
O gün anladım ki…
Hayat sadece yaşananlardan ibaret değil.
Bazen inanılması güç olanın, en çıplak
hâliyle karşımıza çıkmasıdır.
Ve insan…
Ne kadar görürse görsün…
Yine de şaşırmaya mahkûmdur.