SESSİZ HİKAYE Çocukluk

 

SESSİZ HİKÂYE

Çocukluk

Çocukluğu insanın gökyüzüdür. Her nereye
gitse onu yanında taşır diyor Acar Baltaş.

Hayatın görünmez ama en belirleyici
zamanıdır çocukluk çağı…

Büyür insan

Değişir şehirler , insanlar…

Hayata dair sayısız deneyim kazanır
insan.

Gökyüzü aynı durur

Değişmez…

Kimi zaman

berrak

umut dolu,

kimi zaman bulutlu karamsar…

Sadece geçmişte kalan bir anı mıdır
çocukluk?

Duygu ,tepki ve hayata bakış açımızın
temelidir çocukluk…

Freud’e göre,

Çocukluk yaşantıları, yetişkin
kişiliğinin temelini oluşturur.

Çocuklukta yaşanan her sevgi,

her ihmal,

her destek

ya da her eksiklik

insanın karakterinde derin bir iz
bırakır…

Erik Erikson , ilk yılların temel güven
duygusunun inşa edildiği dönem olduğunu vurgular….

Sevilen, korunan ve değerli olduğu
hissettirilen ve öyle büyütülen çocuğun hayatla kurduğu bağ güçlü olur…

Aksi takdirde, bu eksiklik çoğu zaman
görünmeyen bir kırılganlık olarak kalır hayatında…

Tam da bu noktada 0–7 yaş aralığının
önemi ortaya çıkar…

Sadece öğrenme değil, aynı zamanda
duygusal hafızanın oluştuğu süreçtir çocukluk yılları…

Maria Montessori ‘e göre, Çocuğun zihni
emicidir…

Bu yıllarda yaşanan her olay, her duygu,
her yaklaşım çocuğun iç dünyasına doğrudan kaydedilir.

Çocuklukta yaşanan travmaların etkisi
hayat boyunca sürer…

Bessel van göre,Beden kayıt tutar…

Yani çocuklukta yaşanan travmalar sadece
hatıra olarak kalmaz,beden zihin ve duygulara yerleşir…

Kimi zaman bir korku ,

kimi zaman bir öfke patlaması ,

kimi zaman da açıklanamayan bir
huzursuzluk olarak ortaya çıkar….

Alice Miller ise çocukluk travmalarının
bastırılsa bile yok olmadığını söyler. Ona göre çocuk, yaşadığı acıları unutmak
zorunda kalabilir; ancak o acılar yetişkinlikte farklı şekillerde yeniden
ortaya çıkar.

Bu yüzden çocukluk travmaları çoğu zaman
görünmezdir ama etkisi derindir…

Çocuk yıllarında değersiz
hissettirilmişse, büyüdüğünde sürekli kendini kanıtlama ihtiyacı hisseder…

Sevilmeden büyüyen sevgiyi ya aşırı arar
ya da ondan kaçar.

Sürekli eleştirilmişse, iç sesi en büyük
düşmanı haline gelir…

Doğan Cüceloğlu’na göre

İçimizdeki çocuk görülmek, duyulmak ve
anlaşılmak ister…

Eğer çocuklukta yaşanan travmalar
görülmez ,

duyulmaz ve anlaşılmazsa büyüdüğünde de
aynı ihtiyacı taşımaya devam eder.

Farkında olmadan hayatı boyunca eksik
kalan duyguyu tamamlamaya çalışır insan…

Travma büyük olaylardan değil, ihmalden,
sevgisizlikten, anlaşılamamaktan doğar çoğu zaman…

Alfred Adler ise insanın çocuklukta
yaşadığı eksiklikleri telafi etmeye çalışarak hayatını şekillendirdiğini
söyler…

Bazen başarı hırsı, bazen aşırı
fedakârlık, bazen de kaçınma davranışları…

Carl Jung’un göre içimizdeki çocuk asla
tamamen büyümez…

Ve o çocuk, iyileşmediği sürece hayatın
farklı anlarında kendini gösterir…

0–7 yaş arası sadece bir gelişim dönemi
değil,insanın hayat boyu taşıyacağı duygusal izlerin oluştuğu en kritik
evredir…

Travmalar, bastırılsa bile yok olmaz
sadece biçim değiştirir.

Geçmişini değiştiremez belki insan ama

kurduğu ilişkiyi dönüştürebilir…

Çocukluğunu yanında taşır insan…

isterse o yaralı çocuğu görüp, anlayıp,
iyileştirmeyi de öğrenir…

İçindeki çocuğu tanıyan sessiz
hikâyesini dönüştüren/dönüştürebilen dostlara selam olsun…

Güzel bir güne…

Günaydın.

Leave a Reply