muhtaç&minnettar

Muhtaç &Minnettar 
Gerçek mi 
değil mi
bilinmez….
Anlatılan eski bir hikayeye göre ;
Stalin, bir gün çevresindeki parti yöneticilerine halkın nasıl kayıtsız şartsız itaat ettirilebileceğini sorar…
Herkes kendince bir cevap verir:
Korku,
baskı, 
sürgün, 
ceza, 
kurşun, 
katliam…
Stalin ise hiçbirini yeterli bulmaz.
Bir tavuk getirilmesini ister. 
Tavuğun tüylerini canlı canlı yolar ve onu odanın ortasına bırakır…
Zavallı hayvan kaçacak yer arar; soğuktan titrer, 
duvar diplerine sığınır, ateşe yaklaşır, 
acıdan kıvranır…
Sonunda çaresizce,
az önce kendisine bu zulmü yapan adamın ayaklarının arasına sokulur.
Stalin cebinden bir avuç yem çıkarır. Tavuğun önüne birkaç parça yem atar.
Tavuk, kendisine acı veren adamın peşinden gitmeye başlar.
Ve anlatıya göre Stalin, etrafındakilere dönerek şu dersi verir:
“Tüylerini yol, 
sonra biraz yem ver… Sana yine gelecektir.”…
Hikâyenin gerçekten yaşanıp yaşanmadığını 
bende  bilmiyorum…
Hikayenin 
belgesinin değil, vicdanda  bıraktığı 
izin sorgulaması gerektiğini  düşünüyorum. …
Sahi mesele tavuk mudur?
Tabii ki mesele tavuk değildir…
Mesele insandır…
Çaresiz bırakılan insana uzatılan 
küçük bir nimet,
zamanla büyük bir lütuf gibi görünür…
Bazı anlayışlar, insanı önce muhtaç bırakır, sonra minnet duymaya mecbur eder.
Elinden ekmeği 
alınır,
özgürlüğü kısıtlanır,
onuru incitilir…
Sonra önüne 
bırakılan bir lokma,
kendisine tanınan küçücük bir özgürlük alanı,
başına kondurulan bir okşayış
birer lütuf gibi görülmeye başlanır.
İşte tehlike burada başlar…
Korkuyla yönetilen  isyan edebilir, çaresizliğe alıştırılan ise esareti kader sanmaya başlar….
Yapılan kötülüğü unutup, kötülüğün ardından verilen küçük iyiliği lütuf gibi görebilir…
Korku, yalnızca bedeni değil, aynı zamanda düşünceyi de esir alabilir.
Yoksulluk, yalnızca sofrayı değil, insanın seçeneklerini de azaltır….
Kendisini bu çaresizliğe sürükleyen sebepleri zamanla unutur…
Bazıları gün gelir; özgürce düşünmek yerine kendisine sunulanla yetinmeyi, hakkını aramak yerine elindekine razı olmayı, soru sormak yerine başını eğmeyi tercih eder…
Bir toplumun büyüklüğü yönetilenlerin ne kadar özgürce konuşabildiğiyle anlaşılır…..
Başka bir çözümü,umudu olmayanlar kendisini çaresiz bırakanın peşinden gitmeye devam ederler…
Tüylerinin yolunduğunu farkına varan/varanlar sonucu değiştirir/değiştirebilir…
Çünkü;
İnsanın hafızası,
aklı,
vicdanı 
sorgulama cesareti vardır…
Asıl özgürlük, 
neden aç bırakıldığını anlamak/ anlayabilmektir.
Asıl mesele verilen lokma değil, o lokmaya neden muhtaç bırakıldığını sorgulamaktır…
Çünkü insanı esir 
eden açlık değil, çaresizliğine inandırılmasıdır.

Leave a Reply