SESSİZ GÜÇ
Görünmez direkler
Yaşamın başka bir ruhu vardı
bir zamanlar…
dingin
derin…
Samimi
sakin,
Sahiciydi dostluklar…
Yan yana yaşamak değildi komşuluk….
Gönülden gönüle bir yol vardı…
Açıktı kapılar gibi kalpler…
Komşu komşunun külüne muhtaçtır…
Asırlardan günümüze en önemli şiardı
atalarımızdan aktarılan…
Yunus’un ifadesiyle sevelim sevilelim,
dünya kimseye kalmaz …
Yabancı değildi insan insana…
Bilmezdi empatinin adını
yaşanırdı sadece..
Birinin derdi,
diğerinin yüreğinde yankı bulurdu…
Mevlânâ’ya göre bir yoldu aslında dert,
insanı kendine götüren..
Önce kendine bakardı insan,
sonra başkasına uzatırdı elini….
İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına
batır,
Sadece bir söz değil, yaşam biçimiydi…
Okullarda sadece öğretim değil, eğitim
vardı…
İnsan yetişirilir,
akılla beraber vicdan büyürdü..
Her şeyi ders kitapları mı yazıyor muydu?
Hayatın içindeydi ahlâk,
edep,
merhamet…
Sözde değil işte belli olurdu insanın
değeri..
Eğilirdi ağaç yaşken, sabırla,
emekle,
dikkatle…
Sade ama derindi aşklar…
Gösterişsiz,
sessiz
Ama gerçekti…
Beklemek ,
değer vermek
sabır vardı…
Bir sır gibi taşınırdı sevgi…
Cemal Süreya’nın dediği gibi
Aşk, iki kişinin bildiği bir sırdı.
kolay kurulmazdı bağlar, kolay da
kopmazdı…
Geçimden öteydi meslek, bir haysiyet
meselesiydi…
Ruh katılırdı yapılan işe…
kutsaldı alın teri..
Dürüstlük en büyük sermayeydi.
Helal lokma, huzurlu uyku getirirdi…
Yaptığı iş kadar vardır insan…
Emeği kadar iz bırakır dünyada…
Vatanın başka bir karşılığı vardı
yüreklerde…
Toprak parçası mıydı vatan?
hatıraydı,
emekti,
fedakârlıktı.
Can pahasına vazgeçilmezdi…
Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi:
Vatanını en çok seven, görevini en iyi
yapandır.
Bugün ise başka diyarlara yöneliyor
gözler…
Köklerden uzaklaşıyor.
Boşuna mı söylenmiştir ,Bülbülü altın
kafese koymuşlar, ah vatanım’ demiş…
İmkânlar yoktu belki,
Ama huzur çoktu…
Sahip olunan şeylerin kıymeti
bilinirdi…
Şükür, hayatın merkezindeydi.
Az ile yetinmek eksiklik değil, olgunluktu…
Sokrates’in dediği gibi:
Gerçek zenginlik, az şeye ihtiyaç
duymaktır..
Olmayan gözde büyütüldü,
var olan değersiz görülmeye başlandı…
Diyaloglar azaldı,
kavramların içi boşaltıldı…
Ekranlar girdi hayatın ortasına…
Kayboldu göz göze samimiyet…
Bilgi çoğaldı, hikmet azaldı..
Olmak için yaşardı insan,
şimdi görünmek için yaşar oldu…
Kalpte taşınırdı değerler,
dışarıya sunulmaz, yaşanırdı. ..
Mevlana’nın dediği gibi
Olduğun gibi görün, ya da göründüğün
gibi ol…
Zor gibi bugün bunu başarabilmek.
Hızlanmış hayat, yorulmuş insan.
Artmış imkân
azalmış huzur…
Yakınlaşmış mesafeler;
uzaklaşmış gönüller.
Dostoyevski’nin işaret ettiği gibi,
büyüdükçe içteki boşluk, dış dünyanın gürültüsü yetmiyor onu doldurmaya…
Kalabalıkların ortasında yalnız
kalabiliyor insan,
en çok da kendine uzak kalarak…
Değişmiş olabilir zaman,
Farklılaşmış olabilir şartlar.
Ama değişmemeli bazı şeyler…
Dostluk,
Arkadaşlık,
Merhamet,
Adalet,
Sadakat ,
Vatan sevgisi…
Görünmez direkleridir bir toplumun…
Yıkılırsa, ayakta kalmaz ne şehir ne
insan…
Kısakürek’in dediği gibi:
Bir adam yaratmak… İşte bütün mesele
bu…
Geçmiş, sadece özlenecek bir hatıra
değildir,
Bakmasını bilene,
yol gösteren bir aynadır…
Kaçmak değil, anlamaktır esas olan…
Ders almak
Taşımaktır bugüne…
Yaşatabilmek
tir yeniden…
İnsan, sahip olduğu şeylerle değil,
sahip çıktığı değerlerle insandır…
Geçmişten ders alan, değerlerini
yaşatanlara selam olsun…
Güzel bir güne..
Günaydın…