MESLEK ANILARI
Oruç – Çelişki
2006 yılı…
Yer Konya…
Selçuklu Polis Merkez Amirliği bölgesi…
Ramazan ayı…
Kendine has bir sükûneti vardır Ramazan
ayının…
Gün boyu telaş..
koşuşturmalar…
iftara doğru
Bir dinginlik
İçten içe artan bir bekleyiş…
Geniş caddeler,
yüksek binalar yeni yerleşim yerleri..
Bosna-hersek Mahallesi…
üniversite öğrencilerinin yoğunlukta
yaşadığı binalar,
Sokaklarında bu hava daha da
belirgindir…
Fırınlar…
Sıcak pide kokusu, esnafın aceleyle
toparlanışı,
insanların eve yetişme telaşı…
Polis her zaman görev başında…
Masada arkadaşların iftar hazırlıkları,
Yeni demlenmiş sıcacık çay…
Duvarda ağır ağır ilerleyen saat…
Bir yandan telsizi takip ediyor, bir
yandan da ezanın okunacağı anı bekliyorduk…
İftara dakikalar kala haber merkezinden
gelen anons…
Bu dinginliği bir anda dağıttı…
Bosna -Hersek Mahallesi’nde kavga
ihbarı…
Ekiplerimiz hızla olay yerine intikal
etti..
Üniversite çevresine özgü kalabalığın
ortasında, küçük bir grubun etrafında toplanmış meraklı bakışlar…
Olay büyümeden kontrol altına alındı,
taraflar ayrıldı.
Bir tarafta 5-6 kişilik bir grup…
Gençlerdi.
Üzerlerinde öğrenci olmanın o dağınık
ama enerjik hali…
Kimi eşofmanlı,
kimi kot pantolonlu… Yüzlerinde öfkenin,
haklı çıkma çabasının ve biraz da tedirginliğin izleri…
Diğer tarafta ise tek bir genç…
Daha sakin, daha içine kapanık…
Yüzünde darp izlerinin bıraktığı
yorgunluk, gözlerinde ise şaşkınlık
ve kırgınlık…
Hepsi Polis Merkez Amirliği’ne
getirildi.
İftara sayılı dakikalar kalmıştı.
Dışarıda herkes iftara hazırlanırken,
biz içeride olayın nedenini anlamaya çalışıyorduk…
İlk bakışta sıradan bir kavga gibi
görünüyordu.
Ancak tarafları dinledikçe olayın sebebi
yavaş yavaş ortaya çıktı.
Darp edilen genç, Selçuk
Üniversitesi’nde okuyan bir öğrenciydi. Sakin bir ses tonuyla kendini ifade
etmeye çalışıyordu.
çok korkmuştu…
Diğer grup ise daha hararetliydi.
Onlarda aynı üniversitede farklı bölüm öğrencileri…
Cümleler birbirine karışıyor,
öfke sözlerin arasından taşarak kendini
belli ediyordu.
İddialarına göre bu öğrenci genç,
Ramazan ayında, üstelik herkesin
görebileceği bir yerde bişeyler yemişti…
Onlara göre bu bir saygısızlıktı…
Saygısızlığa karşılık vermek gerektiğini
düşünmüşlerdi…
O ana kadar olay, toplumsal bir
hassasiyetin taşkınlığa dönüşmüş hali gibi görünüyordu..
Ama asıl dikkat çekici olan, biraz sonra
ortaya çıktı…
İfadeler alınırken, rutin sorulardan
biri yöneltildi:
Siz oruçlu musunuz…?
Kısa bir duraksama…
Bakışlar kaçtı,
sesler düştü…
-Yok…
-Rahatsızım…
-Ben tutmuyorum…
-Ben de değilim…
Çok ilginçti…
Gruptaki hiçbir öğrenci oruçlu değildi.
O an odada oluşan sessizlik, belki de
günün en ağır anıydı…
Oruç tutmuyor diye arkadaşını darp
edenlerin, aynı hassasiyeti kendi hayatlarında yaşamıyordu…
Kelimelerle anlatılamayacak kadar net
bir çelişki…
Masanın bir tarafında başını öne eğmiş
genç…
Diğer tarafta hâlâ kendini haklı görmeye
çalışan bakışlar…
Kısa sessizlik, herkesin içine bir
şeyler bırakmıştı.
Sadece bir asayiş vakası bir darp mıydı
bu olay ?
İnsan davranışlarının, önyargıların ve
toplumsal algıyı anlatan gerçek hayattan bir kesit…
Bazen insanlar, savundukları değerleri
gerçekten yaşamak yerine, o değerler üzerinden başkalarını yargılamayı tercih
edebiliyorlardı.
İnanç, bir iç muhasebe olmaktan çıkıp,
başkalarına yöneltilen bir ölçüye dönüşebiliyordu.
Tam o sırada dışarıdan ezan sesi
yükselmeye başladı.
Şehir iftara hazırlanıyordu…
Biz ise içeride, bir çelişkinin
ortasında, olayın hukuki sürecini tamamlamaya çalışıyorduk.
Belki de en öğretici an, o sessizlikti…
Kimsenin konuşmadığı ama herkesin kendi
vicdanıyla baş başa kaldığı o an…
Meslek hayatım boyunca birçok olaya
tanıklık ettim, birçok farklı insan hikâyesi gördüm.
Ama bazı anlar vardır ki sadece
yaşanmaz…
İnsanın zihninde yer eder, zamanla daha
da anlam kazanır.
Bu da onlardan biriydi