GÜNCEL Emekli & Gariban

GÜNCEL

Emekli & Gariban
30 Haziran…
Takvimler Emekliler Günü’nü gösteriyor.
Adı, Emekliler Günü…
Ne tuhaf değil mi?
Kutlanması gereken bir gün…
Ama milyonlarca emeklinin yüreğinde buruk bir sızı, 
derin bir hüzün…
Çalışılarak geçirilen bir ömür…
Hayatın en huzurlu mevsimi olması gereken yıllar…
Pazarda etiketler, 
eczanede ilaç fiyatları, mutfakta eksilen ekmek, 
sebze ve meyve konuşuyor emekliler…
Gelmek bilmeyen ay başı…
Emeklilik, artık sadece ekonomik bir mesele değil; vicdanın da en ağır imtihanlarından biri …
Atalarımız, “Ak akçe kara gün içindir.” demiştir..
Bütün geleceğini emekliliğine emanet eden milyonlar…
Kara gün geldi…
Görüldü ki bir ömür boyunca biriktirilen emek, insanca yaşamaya yetmiyor.
Emekli ,
Alın teri nereye gitti?diye soruyor..
Çünkü dünya kimseye kalmıyor.
Makam da geçiyor, servet de…
Geriye insanın ardında bıraktığı adalet duygusu ve vefa kalıyor.
Bir zamanlar emekli olmak; ömrünü tamamlamış bir emeğin onuru, gururu ve güveniydi.
Bugün ise emekli denildiğinde akla ilk gelen; 
yoksulluk,
 geçim sıkıntısı
 ve çaresizlik…
Üstelik bir siyasetçinin ağzından çıkan “gariban” sözü…
Belki onun için sıradan bir ifade…
Milyonlarca emeklinin yüreğinde derin bir kırgınlık, 
sessiz bir hayal kırıklığı….
Peki, gariban kimdir?
Emekli gariban mıdır?
Yoksa gariban haline mi getirilmiştir?
Asıl garibanlık, bir ömür çalıştıktan sonra insanca yaşayamamaktır.
Garibanlık; torununun avucuna gönül rahatlığıyla bir harçlık bırakamamaktır.
Garibanlık; pazarda meyveyi tane hesabıyla almaktır.
Garibanlık; ilaçla ekmek arasında tercih yapmak zorunda kalmaktır.
Atalarımız yine ne güzel söylemiş:
Açın halinden tok anlamaz….
Bazen rakamlar anlatamaz yaşananı…
Boş bir alışveriş sepeti…
Kelimeler susar/biter….
Suskunluk en yüksek çığlık olur bazen …
Konfüçyüs’e ait 
Adalet kutup yıldızı gibidir; yerinde durur, geri kalan her şey onun etrafında döner… sözü ne kadar manidardır, ne kadar düşündürücüdür…
Adalet sadece mahkeme salonlarında mı aranmalıdır?
Hayır…
Adalet sofrada da aranır.
Markette…
Eczanede…
Emekli maaşında…
Çünkü bir toplum, çocuklarına ve yaşlılarına nasıl davrandığıyla hatırlanır…
Çınar ağacını düşünün…
Onca yıl kök salar, büyür, gölge verir…
Eşit …
Adil….
Gölge olmazsa serinleyecek kimse de kalır mı?
Emekliler de bu ülkenin çınarları…
Dünü omuzlayan…
Bugünü inşa eden…
Yarına sessizce kök salan insanlar…
Yüzlerindeki her çizgi yalnızca geçen yılların izi değildir.
O çizgiler; verilen mücadelenin, 
ödenen vergilerin, tutulan nöbetlerin, açılan dükkânların, sürülen tarlaların ve büyütülen evlatların hikâyesidir.
Devlet, en çok yorulan omuzlara el uzatırsa devlet olur…
Devlet olduğu anlaşılır…
Geçmişe gösterilen vefa, geleceğe duyulan güvenin en sağlam teminatıdır…
Çünkü ne saraylar kalıcıdır…
Ne makamlar…
Ne de alkışlar…
Bugün güçlü olanların yarın desteğe ihtiyaç duymayacağını kim söyleyebilir?
Hayat dönen bir değirmen…
Bugün yukarıda olan, yarın aşağıda olabilir.
Dileğim odur ki;
Bir gün 30 Haziran geldiğinde emekliler geçim sıkıntısını değil;
Torunlarıyla çıkacakları yolculukları konuşsun.
İlaç fiyatlarını değil, okuyacakları kitapları…
Elektrik,
 su ve 
doğalgaz faturalarını değil; yıllardır erteledikleri memleket hasretini konuşsun…
Olması gereken de bu değil midir?
Emeklilik, ömrün yükünü taşıyan insanlara verilmiş bir mükafat olmalıdır.
Yoksulluğun yeni adı değil…
Unutulmasın…
Bir ülkenin gerçek zenginliği emeklisinin yüzündeki tebessümle de ölçülür..
Emeklisinin yüzü gülen bir ülke, geleceğine güvenle bakan bir ülkedir.

Leave a Reply