MESLEK ANILARI
İtiraf
Şanlıurfa
1997 yılı…
Şanlıurfa Merkez Yenişehir Karakolu’nda
karakol amiri olarak görev yaptığım yıllar…
Güneydoğu’nun yazı başka, kışı başka
ağırdır ama en ağır olanı, insan hikâyeleridir…
Çünkü her hikâye, bir gerçeği saklar;
bazen acıyı, bazen de insanın kendine bile itiraf edemediği zayıflığını.
O gün karakolun kapısından içeri genç
bir kadın ile bir erkek girdi.
Yüzlerinde telaş, seslerinde kırılgan
bir panik vardı.
Müracaat ettiler: evlerine hırsız
girdiğini, yaklaşık 5–6 adet bileziklerinin çalındığını söylediler.
Rutin gibi görünen bir hırsızlık
ihbarıydı. Kayıtlarımız yapıldı, ifade alındı ve konu hırsızlık ekiplerine
iletildi.
Ekipler vakit kaybetmeden araştırmaya
başladı.
Ancak bazen olaylar, ilk bakışta göründüğü
gibi akmaz…
Aradan çok zaman geçmeden Şanlıurfa
Yıldız Meydanı civarından bir ihbar geldi.
Bir kuyumcu, şüpheli bazı bileziklerin
satılmak istendiğini bildirmişti.
Ekipler yönlendirildi, kısa süre içinde
detaylar netleşmeye başladı.
Ve o an, dosyanın yönü değişti…
Kuyumcuya satılmak istenen bileziklerin,
birkaç gün önce “evimizden çalındı” diye müracaatta bulunan şahıslara ait
olduğu anlaşıldı.
Daha da dikkat çekici olanı; satmaya
çalışan kişinin, şikâyette bulunan erkek şahsın kendisi olmasıydı.
Yakalandığında önce inkâr etti…
Sonra sessizlik…
Ve ardından çözülen bir hayatın itirafı
geldi.
Şahıs, düğün hazırlıkları nedeniyle
ciddi borç altına girdiğini, ekonomik sıkıntıların içinde çıkış yolu
bulamayınca, evdeki bilezikleri alıp satmaya karar verdiğini anlattı.
Planı basitti ama gerçeği
saklayamamıştı.
Bir düğün hayali…
Bir borç yükü…
Ve yanlış bir çıkış yolu…
Dosya kapandığında geriye sadece adli
bir kayıt değil, insanın kendi çıkmazlarıyla nasıl yüzleştiğini gösteren bir
hikâye kalmıştı.
Meslek hayatında çok olay görülür…
Ama bazıları vardır ki, ne dosyadan
silinir ne de hafızadan…
Yıldız Meydanı’na uzanan o ihbar, hâlâ
zihnimde; insanın bazen en büyük hırsızlığının, kendi hayatına karşı yaptığı
hata olduğunu hatırlatır..