Meslek Anılarımdan
Bir Dakika Sayın Cumhurbaşkanım…
Meslek hayatı boyunca insan birçok olay yaşar. Kimi zaman zorlu görevler, kimi zaman unutulmaz başarılar, kimi zaman da yüreğe dokunan hatıralar bırakır geride.
Yıllar geçer, görevler değişir, makamlar değişir; fakat bazı anılar vardır ki zamanın tozuna teslim olmaz. Hafızanın en özel köşesinde yaşamaya devam eder.
Bu da benim unutamadığım en güzel meslek anılarımdan biridir.
Yıl 1999…
Şanlıurfa önemli bir misafiri ağırlamaya hazırlanıyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel, çeşitli ziyaret ve incelemelerde bulunmak üzere şehrimize gelecekti. Programın önemli duraklarından biri de İbrahim Tatlıses tarafından yaptırılan Tatlıses İlköğretim Okulu’nun açılışıydı.
Ben o yıllarda Güvenlik Şube Müdürü olarak görev yapıyor, devlet büyüklerinin korunmasına yönelik hizmetleri yürütüyordum. Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi ekipleriyle koordineli şekilde ziyaretin güvenlik tedbirlerini takip ediyorduk. Her ayrıntının düşünüldüğü, her dakikanın hesaplandığı yoğun bir program vardı.
Ancak o gün benim için resmi görevin ötesinde ayrı bir heyecan da taşıyordu.
Büyük kızım okulun anaokulu öğrencilerinden biriydi. Öğretmeni ona Cumhurbaşkanına çiçek takdim etme görevini vermiş, günler öncesinden nasıl davranacağını, neler söyleyeceğini anlatmıştı. Hatta küçük bir şiir bile hazırlamışlardı.
O gün benim refika-i hayatım da sınıftaydı. En az kızım kadar heyecanlıydı.
Aslında bugün dönüp baktığımda görüyorum ki o gün orada yaşanan güzelliğin görünmeyen kahramanı annesiydi.
Mesleğimin yoğunluğu nedeniyle çoğu zaman görevdeydim.
Kimi zaman geceler boyu süren çalışmalar, kimi zaman ani görevler, kimi zaman da şehir dışı programlar nedeniyle çocuklarımla yeterince ilgilenemediğim dönemler oluyordu.
Sevginin ve fedakârlığın sessiz mimarı eşimdi…
Kızımın yetişmesinde, özgüven kazanmasında, okumayı sevmesinde, insanlara değer vermesinde eşimin,emeği çok büyüktü.
O küçük şiirin ezberlenmesinde de, o günkü heyecanın yönetilmesinde de, o minicik yüreğe cesaret aşılanmasında da en büyük pay ona aitti.
Çocuk sahnede görünür; fakat perde arkasında annenin sabrı, emeği, uykusuzluğu ve sevgisi vardır.
Cumhurbaşkanı Demirel sınıfa girdiğinde ben de birkaç adım arkasındaydım.
Çocuklarla kısa bir sohbet gerçekleştirdikten sonra program gereği çıkmak üzere kapıya yöneldi.
Tam o sırada beklenmedik bir şey oldu.
Kızım hızla öne çıktı ve Cumhurbaşkanının ceketinin ucundan nazikçe tutarak:
“Bir dakika Sayın Cumhurbaşkanım, size şiir okuyacağım.”
dedi.
Bir anda sınıfta sessizlik hâkim oldu.
Koruma görevlileri şaşkınlıkla birbirlerine baktı. Öğretmenin heyecanı yüzünden okunuyordu. Veliler nefeslerini tutmuştu. O an protokolün, programın ve zamanın dışına taşan samimi bir tablo yaşanıyordu.
Merhum Süleyman Demirel ise durdu.
Yüzüne sıcak ve babacan bir tebessüm yerleşti.
Programı, protokolü ve zamanı bir kenara bırakarak bütün dikkatini küçük kıza verdi.
Kızım “Bayrağım” şiirini okumaya başladı.
Ne çekingenlik vardı ne de korku…
Sanki yıllardır kürsülerde konuşuyormuş gibi özgüvenle şiirini okudu.
Şiir bittiğinde çiçeğini takdim etti.
Sınıfta bulunan herkesin yüzünde hayranlık dolu bir gülümseme vardı.
Bir baba olarak yaşadığım gururu tarif etmek kolay değildi.
Ama bugün biliyorum ki o gurur yalnızca bana ait değildi.
O gün ,eşimin yıllarca verdiği emeğin, sevginin ve sabrın da sessiz bir ödülüydü.
Aradan yıllar geçti…
O gün Cumhurbaşkanının karşısında korkusuzca şiir okuyan o küçük kız çocuğu bugün nöroloji uzmanı bir doktor olarak insanların dertlerine çare arıyor, şifa dağıtıyor.
Demek ki özgüven de cesaret de bir tohum gibi insanın içine erken yaşlarda düşüyor; zamanı geldiğinde filizleniyor ve meyvesini veriyor.
Merhum Süleyman Demirel’i bu vesileyle rahmet ve saygıyla anıyorum.
Bugün hafızamda kalan ne koruma planlarıdır, ne protokol düzenidir, ne de ziyaretin resmi ayrıntıları…
Hatırladığım şey; kızımın cesaretle uzattığı el ve bir devlet adamının o masum çağrıya kulak verişidir.
Çünkü hayatın gerçek büyüklüğü bazen en küçük anların içinde saklıdır.
Cenap Şahabettin’in dediği gibi:
“Çocuklar dünyanın en güzel çiçekleridir.”
Ve o gün, o sınıfta bir çiçek açmıştı.
Yıllar sonra beyaz önlüğüyle insanlara umut olacak bir çiçek…
Bugün geriye baktığımda görüyorum ki;
Makamlar gelir geçer,
görevler sona erer,
alkışlar diner…
Ama evlatla duyulan gurur, anne ve babanın yüreğinde ömür boyu yaşamaya devam eder.
Ve çoğu zaman o başarının görünmeyen kahramanı, çocuğunun önüne ışık tutan annesidir.
O gün Cumhurbaşkanının karşısında şiir okuyan küçük bir kız vardı…
Bugün insanların hayatına dokunan bir hekim…