Hedonik adaptasyon
Hikâye bu ya….
“Bir gün genç bir kız, şehirden
köye gelin gelir…
ilk günden rahatsız olur…
Köy yerinde ne olur ?
Toprak, ahır, tezek…
Yüzünü buruşturur ,burnunu tutar ve
kayınbabasına sorar:
-Bu nasıl koku böyle…?
Kayınbabası sakince ;
Burası köy yeri kızım… Bu kokular
bitmez…
Gelin itiraz eder
Temizlerim her yeri, tertemiz yaparım,
buralar mis gibi olur,mis gibi kokar….
Günler geçer…
Kadın elinde çalı süpürgesi, evin sağını
solunu ,patika yolu temizler de
temizler…
Devam eder hayat…
Zaman geçer
Bir gün gelin, gururla kayınbabasına;
Bak baba, her yer mis gibi oldu,mis gibi
kokuyor…
Yaşlı adam güler
Yok kızım…
Değişen bir şey yok.
Sadece senin burnun kokuya
alıştı…”
Mesele tam da burada başlar aslında…
Değiştirdiğini sandığı şeylere alışır
insan…
Alıştığı şeyi de doğru,
hatta güzel görmeye başlar…
İbn Haldun’a göre
Alışkanlıklar, insanın ikinci
tabiatıdır…
Bir ortam
bir düzen
bir yanlış
uzun süre aynı ortamda yaşayan kişi
yanlışı göremez hale gelir…
sıradanlaşır rahatsız eden şeyler…
Dostoyevski,
İnsanın her şeye alışabilmesi, onun en
korkunç özelliğidir gerçeğini vurgular…
Gerçek hayatta farklı mıdır bu durum?
Adaletsizlliğe
Gürültüye,
Kargaşaya,
Haksızlığa
alışır zamanla insan…
Alışmakla kalmaz,
uzaklaşır gerçeklerden…
Her şey normal mi? diye sorulduğunda,
Ne var bunda? Hep böyleydi…
cevabını verir ve bunu normal olarak
görür..
Normal görmek doğru demek midir?
Mevlana’ya göre
İnsan, neye alışırsa onu hakikat
zannetmeye başlar…
Alıştığı şeyi sorgulayabilir mi insan?
Zordur ama imkansız değildir…
Alışkanlık, çoğu zaman farkındalığı
öldürür.
Hedonik adaptasyon..
İsmi bile ilginç..
Modern psikojide böyle alır yerini
İyiye , kötüye zamanla uyum sağlar
insan,
bu uyum, her zaman gelişim midir?
Olsa olsa sadece sessiz bir
kabulleniştir…
Sormak gerekmezmi ?
Gerçekten değiştirdik mi…
yoksa alıştık mı…
Bazı kokular gitmez,
alışır zamanla insan,
sonra hissetmez olur..
Alıştığını fark etmediği yerde kaybolur
insan..
Her sabah aynı haksızlıkla uyanan, aynı
adaletsizlikleri görüp, böyle gelmiş böyle gider diyen biri birden bire mi
gelmiştir bu hale ?
Başlarda ,itiraz eder yaşadığı hayata
…
Sinmez içine yaşadıkları…
İsyan eder ,
bazen sesli ,
bazen sessiz …
Yavaş yavaş sesi azalır ,başlar
kabullenmeye..
Önce susar,
sonra görmezden gelir,
sonunda boş ver,
derken alışır yaşadıklarına…
Rahatsız olmaz bazı şeylerden,
kanıksar, sıradanlaşır…
Yanlışa alışmak değil sadece,
yanlışı normal kabul etmektir en
tehlikeli olan..
Gün gelir bu durum sorulursa
en iyi cevabı
bilmiyorum…
Ama artık garip gelmiyordur
yaşadıkları…
İşte tam da burada kaybolur insan…..
Yeniden kendini inşa mümkün müdür?
Elbette mümkündür..
Ama zor ve meşakkatlidir…
Davranış değişikliği eğitimin nihai
amaçlıdır.
Bilinçli hale gelirse toplum,
Okur dinler ,araştırır ,sorgularsa…
Başlarsa değişmeye ve dönüşmeye …
Evrilir bambaşka hayat a…
Gerçekleri görerek başlamalı insan,
Değerler manzumesi inşa edilmeli,
Şartlara, kişilere göre değil,değerlere
göre bir nesil yetiştirmeli…
Hedonik adaptasyon’a uğramadan ,değerler
manzumesi üzerinde hayat yaşayanlara selam olsun…
Gönlünüzce bir güne…