MESLEK ANILARI
Kuzu
1996 yılı…
Yer Şanlıurfa.
Temmuz ayı…
Güneş, Urfa semalarında sadece
doğmazdı…
Adeta inerdi yeryüzüne.
Sıcağın bir ağırlığı vardı…
İnsan nefes aldıkça içine dolan,
gölgenin bile serinlik vermekte zorlandığı o yakıcı sıcak…
Taş duvarlar bile ısınır, rüzgâr esmez;
esse de serinletmezdi.
İşte böyle bir zamanda başlamıştı şark
görevim.
Meslek hayatımın ilk durağı…
Yenişehir Karakolu’nda Karakol Amiri
olarak göreve başlamıştım.
Her şey yeniydi; insanlar, coğrafya,
alışkanlıklar…
Ve karakolun kendine özgü düzeni.
O dönem karakollarda yemek ihtiyacı
dışarıdan değil, kendi imkânlarımızla karşılanırdı.
Birlikte hazırlanır, birlikte yenirdi.
Bu da sadece karın doyurmak değil, aynı
sofrada bir araya gelmenin, dayanışmanın bir parçasıydı.
Bir sabah…
Karakol nöbetçisi yanıma geldi:
Komiserim, öğle yemeği yer misiniz? Sizi
de listeye ekleyelim mi? diye sordu.
-Evet dedim.
Sonra merak ettim:
Yemekte ne var?
Kısa ve net cevap geldi:
-Kuzu var komiserim.
İçimden bu sıcakta bile iştah açıcı diye
geçirdim.
Urfa’da kuzu…
Kulağa oldukça güzel geliyordu…
Öğle vakti geldiğinde sofraya oturduk.
Dışarıda kavurucu sıcak, içeride ise
sade ama samimi bir sofra…
Masada isotun keskin kokusu, közlenmiş
patlıcanın o dumanlı lezzeti ve tırnaklı pidenin sıcaklığı vardı…
Yemeye başladık…
Ama gözüm hâlâ kuzu’yu arıyordu.
Bir süre sonra dayanamadım:
Kuzu nerede? diye sordum.
Henüz gelmedi mi, yoksa pişmedi mi?
Karakol nöbetçisi hafif bir tebessümle
patlıcanı işaret etti,
Komiserim…
kuzu bu…
Bir an sustum.
Sıcağın etkisi mi, yoksa şaşkınlık mı
bilemedim…
Gözüm patlıcanda, aklım kuzu’daydı.
O an anladım ki, bu coğrafyada her şey
sadece adıyla değil, yaşanışıyla anlam kazanıyordu.
Zamanla ben de alıştım.
Hatta o közlenmiş patlıcanın, isotla
birleşen tadı gerçekten damağımda yer etti…
Belki adı kuzu değildi ama o sıcak
günlerde, o samimi sofrada, o lezzet her şeyin önüne geçti.
O karakolda sadece görev yapmadık…
Birlik olmayı, paylaşmayı, yoklukta var
etmeyi öğrendik.
Urfa sıcağında pişen sadece yemekler
değildi…
Dostluklar da o sıcakta olgunlaşırdı.
Yıllar geçti…
Farklı şehirler, farklı sofralar…
Ama başka hiç bir yerde, o Temmuz
sıcağında yediğim o kuzu ‘nun tadını bir daha bulamadım.
Çünkü bazı lezzetler sadece damakta
değil…
Sıcağın, emeğin ve hatıraların içinde
saklı kalır