Hikâye bu ya…
Fil her gün aynı yoldan geçen bir canlıdır. Bunu bilen avcılar, geçtiği güzergâha bir çukur kazar ve onu tuzağa düşürürler…
Rivayete göre önce siyah giysilerle gelir, ona eziyet eder, korkutur ve çaresiz bırakırlar.
Günler sonra ise beyaz giysilerle ortaya çıkar, fili çukurdan kurtarırlar.
Fil, kendisini o duruma düşürenlerle kurtaranların aynı kişiler olduğunu bilmediği için beyaz giysilileri kurtarıcı olarak görmeye başlar…
Sorunun gerçek kaynağını göremeyen
sunulan çözüme odaklanır…
Sorun çıkaranlar çözüm üreten kahramanlar gibi algılanır…
Tarih boyunca insanlar,
güç
baskı
ve en önemlisi de algılarla yönetilmiştir…
Çoğu zaman davranışlar yönlendirir…
Korkarsa insan güven arar,
güven arayan uzatılan
eli sorgulamadan tutmaya yatkın hale gelir….
Psikolojik savaş…
Sorunu büyütme, çözüm sunma,
güven ve bağlılık oluşturma…
Voltaire’ İnsanlar çoğu zaman inanmak istediklerine inanırlar sözü bu gerçeği hatırlatır….
Zihin bazen gerçeği değil, kendisine sunulan ve kabul etmeye hazır olduğu bilgiyi tercih eder…
George Orwell’in, evrensel aldatma çağında gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir…sözü orijinal bir yaklaşımdır.
Hikâyenin mikro boyutta ve makro boyuttaki örnekleri ile karşılaşır insan…
Bazen insan; toksik ilişkinin içinde kalır, bağlanır, zamanla hayatının vazgeçilmez bir parçası olarak görmeye başlar…
Carl Gustav Jung’un, İnsan bilinçaltını bilinçli hâle getirmedikçe, onu kader sanacaktır sözü bu durumu çok güzel anlatır.
Olayların nedenlerini sorgulamayan tekrar eden hatalarını kader olarak yorumlar…
Maslow’a göre insanın en temel ihtiyaçlarından biri güvenlik duygusudur…
Güvenlik duygusu zedelenen kendisini koruyacak birini arar…
Korku ve umut arasındaki denge, insan davranışlarını şekillendirir…
Makro açıdan;
Ekonomik kriz,
sosyal çatışma, kutuplaşma,
ve belirsizlik insanları çözüm arayışına yönlendirir…
Böyle dönemlerde ortaya çıkan kurum veya fikirler kolaylıkla kurtarıcı olarak görülebilir…
Bizi kim kurtaracak?
sorusu kadar,
sorun nasıl ortaya çıktı? sorusunun cevabı da aranmalıdır…
Tarih Fil hikâyesi örnekleriyle doludur…
Güçlü devletler,ülkeleri ekonomik, siyasi ya da sosyal açıdan kendilerine bağımlı hale getirmiş, sundukları yardım ve desteklerle kurtarıcı rolüne bürünmüşlerdir…
Önemli olan uzatılan ele neden ihtiyaç duyduğunu sorgulamaktır.
Gerçek bağımsızlık destekle ayakta kalmak değil kendi ayağı üzerinde durabilmektir…
Ziya Gökalp’e göre Milletleri yükselten fikirlerdir sözü burada önem kazanır…
Sorgulamayan toplumlar kişilere bağımlı,
düşünen toplumlar ilkelere ve değerlere bağlı kalırlar…
Mustafa Kemal Atatürk’ün;
‘Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller isteriz’ sözü özgür düşüncenin ne önemini ne güzel ifade eder….
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir derken atalarımız olayların sonuçlarından önce sebeplerine bakmayı öğütler…
Akıl akıldan üstündür sözüyle atalarımız ,
farklı bakış açısı,
dinleme,
ve sorgulamanın önemini anlatır….
Olaylara tek bir pencereden bakan gerçeğin tamamını görmez…
Pestalozzi’e göre, eğitimin amacı insana düşünmeyi öğretmektir….
Eğitim amacı sade bilgi yüklemek midir?
Eğitimin amacı, olayların nedenini araştıran,soran sorgulayan bireyler yetiştirmektir…
Sokratese göre, sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez…
Yunus’un dizeleriyle İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir…
Bireyin kendi zayıf noktalarını, korku ve zaaflarını tanıması…
Kendini tanıyan birey kolay yönlendirilmez, sorgulayan toplum ise kolay manipüle edilemez…
Bazen bireyler, bazen de toplumlar düştükleri çukurun nedenini unutup yalnızca kendilerini çıkaran ele odaklanır…
Oysa gerçek bilgelik, kurtarıcıyı alkışlamadan önce çukuru kimin kazdığını sorgulayabilmesidir.
Çünkü sorunun kaynağını anlamayanlar aynı çukura tekrar tekrar düşebilir …
Sebepleri görenler yalnızca kurtulmayı değil, bir daha düşmemeyi de öğrenirler.
Bu yüzden gerçeği arayan her insanın kendisine sorması gereken soru şudur:
“Karşıma çıkan çözüm gerçekten bir kurtuluş mu, yoksa beni o çözüme muhtaç bırakan sürecin bir parçası mı?”
Unutulmamalıdır ki;
Zincirler çoğu zaman demirden değil, korkudan, bağımlılıktan ve sorgulanmayan algılardan örülür…
Çukuru kimin kazdığını unutan kendini çıkaran eli kurtarıcı sanmaya devam eder…
Gerçek özgürlük; kurtarıcı aramak değil, çukura düşmemeyi öğrenmektedir.
Aklını kiraya verenler başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olur; düşünen, sorgulayan ve sebepleri görebilenler ise kendi kaderlerinin yazarı hâline gelirler…