Deneme
Hikâye Serisi 4 — Döngü
tarihi hikaye bir çift yemeni
YOL HİKAYESİ Ayak izleri
HATANIN AYNASI
HATANIN AYNASI
Fil hikâye
Hikâye bu ya…
GEÇMİŞTEN GELECEĞE
Geçmişten geleceğe
Sahte plaka
1999 yılı…
Yer Şanlıurfa…
İpekyol,
Devlet Hastanesi kavşağı…
Güvenlik şube Müdürlüğü yaptığım
yıllar…
Yaz ayları…
Sıcak,
Sadece hissedilmez… insanın üzerine
çökerdi adeta…
Klimasız bir Şahin’in içinde, görevin
ağırlığıyla birlikte nefes alıp veriyorduk.
Bir görev için oto sürücüsü arkadaşla
birlikte Yakubiye Mahallesi’ne gidiyorduk.
Işıklarda durduk…
O an, sıradan bir bekleyiş gibi
görünüyordu her şey…
Ta ki gözüm hemen yanımızda duran beyaz
Şahin’e takılana kadar…
Bir baktım…
Önümüzdeki aracın plakasıyla bizim
aracın plakası…
Tıpa tıp aynı…
Bir an duraksadım…
Şaşkınlık,
sıcak havadan daha ağır çöktü üzerime…
Arkadaşa baktım…
O da fark etmişti…
Bizim plaka, güvenlik gerekçesiyle
sahteydi…
Ama yanımızdaki aracın plakası gerçekte
bir vatandaşa aitti…
Aynı ışıkta, aynı anda, aynı plakayla
iki farklı hayat duruyordu…
Biri görevin içinde, diğeri hayatın
akışında…
Fazla oyalanmadan yolumuza devam ettik…
Görev, düşünmeye uzun süre izin
vermezdi…
Sonradan bu sorun çözüldü, terkin
plakalar kayda alınarak verildi, mükerrer plaka meselesi ortadan kaldırıldı…
Ama o gün, İpekyol’daki o kavşakta
yaşanan o an, hafızamda yerini hiç kaybetmedi…
Aynı rakamların altında farklı hikâyeler
saklıydı…
İşte o an anladım,
hayat bazen insanın karşısına böyle ince
bir tesadüf çıkarır…
Her şey aynı gibi görünür…
Ama gerçekte hiçbir şey aynı değildir…
Aynı plaka olabilir…
Ama kader, görev ve hikâye…
Asla…
TİYATRO SAHNESİ
TİYATRO SAHNESİ
“Perde kapanmadan her anınızı
yaşayın; gülün, şarkı söyleyin, dans edin, âşık olun” der Charlie Chaplin.
Geçmişte yaşamayın…
Anı yaşayın.
Geri dönülemez bir sahnedir hayat ve her
anı bir fırsattır.
Küçük şeylerden de mutlu olursa ,
yakalar büyük mutluluğu insan…
Denge önemlidir hayatta.
Sevgi ve aşk, bu sahnenin ışığıdır.
Victor Hugo, “Sevgi, insan ruhunun
güneşidir.” der.
Hayatın tadı, sever ve sevilirse çıkar
ortaya…
Bir bakış,
bir dokunuş,
bir gülümseme
belirler hayattaki rolü.
Kendine karşı iyi davran önce,
çoğalsın mutluluğun.
Gemiyi limana güvenle çıkarmaktır önemli
olan…
Çünkü hayat, karşılaştığın fırtınalarla
değil; gemiyi limana onurla, güvenle çıkarıp çıkaramadığınla ilgilenir.
Cemal Süreya:
“Sevdaya dair ne varsa, göğe bakıp gülümse.”
der.
Korkularla değil, umutlarla doldurun
yüreğinizi…
Bazen fırtınalar sizi sarsabilir,
yolunuzu değiştirebilir…
“Hatalarınız sizi olgunlaştırır, onları
kucaklayın.” der Üstün Dökmen.
Hayat, cesur adımlar atanların
yanındadır.
Düşmekten korkmamak gerekir;
çünkü düşmeden kalkmayı öğrenemez insan.
Gerçek güç, gerektiğinde sessiz
kalabilmek ama doğrularından taviz vermemektir.
Güç karşısında dik durmak,
gerçek karakterin yansımasıdır hayata
…
Yarına hükmedebilir mi insan?
Sarsar belki fırtınalar;
ama en büyük zafer,
değerlerinden taviz vermeden onurlu dik
durabilmektir.
Fiziksel midir sadece dik durmak?
Onurlu bir davranış değil midir hayatta?
Karşılaştığın fırtınalar, yaşadığın
sorunlar geçer gider…
Geride, o olaya karşı verdiğin tepki,
davranış tarzın ve onurun kalır.
Asıl kahramanlık, sadece fırtınaları
aşmak değil;
her koşulda onurlu kalabilmektir.
Geri gelir mi geçen zaman?
Vakit nakittir.
Her an, her saniye kıymetlidir.
Geçmişi değiştirebilir mi insan?
Önemli olan yaşadığın andır…
Ne yaşadığın üzüntü
ne de yaşadığın mutluluk gelir geriye.
Takılma geçmişte; anı yaşa, mutlu ol.
Alkış mı gerekir her zaman?
Seyircisiz de oynanır bazen…
Chaplin’in sözleriyle:
“Gülün, şarkı söyleyin, dans edin, âşık
olun.”
Zamanı gelince öğrenir insan:
Sevdiğin, sevildiğin kadar varsın
hayatta…
Acılar, üzüntüler de yaşar insan;
kan bağıyla,
can bağıyla,
mal bağıyla…
Ama en önemlisi insan bağıdır.
Kendi sahnesinin başrolündedir herkes…
Hayatın sahnesi hazırdır;
ama perde her an kapanabilir…
Gemiyi limana ulaştırmak,
yaşamın gerçek sınavıdır.
Şerefle, onurla bitirilmesi gereken en
önemli görevdir hayat.
Kontrolünüz dışında gelişen olaylar,
belirsizlikler ve güçlükler karşısında
başlar sınavın…
Doğrularından ve duruşundan taviz
vermemek,
karakterin göstergesidir.
Her an önemlidir ve geri dönülmezdir.
Geleceğin kaygılarını değil,
anı yaşamak önemlidir.
Bırakın geçmişin yüklerini…
Yaşayın hayatın güzelliğini.
Güç ve zorluklar karşısında
onurlu ve dik durabiliyorsanız,
boş verin gerisini…
Her nefes bir fırsat,
her an bir seçimdir.
Hayat sahnesinin en büyük alkışı,
dik durmayı ve onurlu yaşamayı başaran
içindir.
Fırtınalar karşısında sarsılırsın belki…
Ama dik durur, onurlu yaşarsan,
asıl alkışı kendin alırsın.
Bir gülüş, bir bakış
anlam katar hayata…
Unutmamak gerekir;
Günün sonunda
sahnedeki en değerli an
kendinle barışık olduğun andır.
Perde kapanmadan farkına varın anın…
Gönlünüzce bir güne…
Günaydın
SESSİZ HİKAYE Çocukluk
SESSİZ HİKÂYE
Çocukluk
Çocukluğu insanın gökyüzüdür. Her nereye
gitse onu yanında taşır diyor Acar Baltaş.
Hayatın görünmez ama en belirleyici
zamanıdır çocukluk çağı…
Büyür insan
Değişir şehirler , insanlar…
Hayata dair sayısız deneyim kazanır
insan.
Gökyüzü aynı durur
Değişmez…
Kimi zaman
berrak
umut dolu,
kimi zaman bulutlu karamsar…
Sadece geçmişte kalan bir anı mıdır
çocukluk?
Duygu ,tepki ve hayata bakış açımızın
temelidir çocukluk…
Freud’e göre,
Çocukluk yaşantıları, yetişkin
kişiliğinin temelini oluşturur.
Çocuklukta yaşanan her sevgi,
her ihmal,
her destek
ya da her eksiklik
insanın karakterinde derin bir iz
bırakır…
Erik Erikson , ilk yılların temel güven
duygusunun inşa edildiği dönem olduğunu vurgular….
Sevilen, korunan ve değerli olduğu
hissettirilen ve öyle büyütülen çocuğun hayatla kurduğu bağ güçlü olur…
Aksi takdirde, bu eksiklik çoğu zaman
görünmeyen bir kırılganlık olarak kalır hayatında…
Tam da bu noktada 0–7 yaş aralığının
önemi ortaya çıkar…
Sadece öğrenme değil, aynı zamanda
duygusal hafızanın oluştuğu süreçtir çocukluk yılları…
Maria Montessori ‘e göre, Çocuğun zihni
emicidir…
Bu yıllarda yaşanan her olay, her duygu,
her yaklaşım çocuğun iç dünyasına doğrudan kaydedilir.
Çocuklukta yaşanan travmaların etkisi
hayat boyunca sürer…
Bessel van göre,Beden kayıt tutar…
Yani çocuklukta yaşanan travmalar sadece
hatıra olarak kalmaz,beden zihin ve duygulara yerleşir…
Kimi zaman bir korku ,
kimi zaman bir öfke patlaması ,
kimi zaman da açıklanamayan bir
huzursuzluk olarak ortaya çıkar….
Alice Miller ise çocukluk travmalarının
bastırılsa bile yok olmadığını söyler. Ona göre çocuk, yaşadığı acıları unutmak
zorunda kalabilir; ancak o acılar yetişkinlikte farklı şekillerde yeniden
ortaya çıkar.
Bu yüzden çocukluk travmaları çoğu zaman
görünmezdir ama etkisi derindir…
Çocuk yıllarında değersiz
hissettirilmişse, büyüdüğünde sürekli kendini kanıtlama ihtiyacı hisseder…
Sevilmeden büyüyen sevgiyi ya aşırı arar
ya da ondan kaçar.
Sürekli eleştirilmişse, iç sesi en büyük
düşmanı haline gelir…
Doğan Cüceloğlu’na göre
İçimizdeki çocuk görülmek, duyulmak ve
anlaşılmak ister…
Eğer çocuklukta yaşanan travmalar
görülmez ,
duyulmaz ve anlaşılmazsa büyüdüğünde de
aynı ihtiyacı taşımaya devam eder.
Farkında olmadan hayatı boyunca eksik
kalan duyguyu tamamlamaya çalışır insan…
Travma büyük olaylardan değil, ihmalden,
sevgisizlikten, anlaşılamamaktan doğar çoğu zaman…
Alfred Adler ise insanın çocuklukta
yaşadığı eksiklikleri telafi etmeye çalışarak hayatını şekillendirdiğini
söyler…
Bazen başarı hırsı, bazen aşırı
fedakârlık, bazen de kaçınma davranışları…
Carl Jung’un göre içimizdeki çocuk asla
tamamen büyümez…
Ve o çocuk, iyileşmediği sürece hayatın
farklı anlarında kendini gösterir…
0–7 yaş arası sadece bir gelişim dönemi
değil,insanın hayat boyu taşıyacağı duygusal izlerin oluştuğu en kritik
evredir…
Travmalar, bastırılsa bile yok olmaz
sadece biçim değiştirir.
Geçmişini değiştiremez belki insan ama
kurduğu ilişkiyi dönüştürebilir…
Çocukluğunu yanında taşır insan…
isterse o yaralı çocuğu görüp, anlayıp,
iyileştirmeyi de öğrenir…
İçindeki çocuğu tanıyan sessiz
hikâyesini dönüştüren/dönüştürebilen dostlara selam olsun…
Güzel bir güne…
Günaydın.