MESLEK ANILARI
Canlı Yayınında Halk Toplantısı
Yıl: 1997’nin son ayları…
Yer: Şanlıurfa Yenişehir Karakolu Amirliği.
Görev yaptığım yıllarda, karakol amiri olarak mahalle muhtarlarıyla düzenli toplantılar gerçekleştirirdik. Her ay yapılan bu toplantılarda mahallelerin güvenlik durumu değerlendirilir, vatandaşların talep ve şikâyetleri dinlenir, bölgenin genel durumu ele alınırdı. Aslında bu toplantılar, devlet ile vatandaş arasında kurulan en önemli iletişim köprülerinden biriydi.
Ancak ben, bu buluşmaların daha geniş kitlelere ulaşabileceğine ve daha farklı bir anlam kazanabileceğine inanıyordum.
Çünkü güvenlik yalnızca polisin meselesi değildi. Güvenlik; vatandaşın, muhtarın, esnafın, öğretmenin, yöneticinin ve devletin tüm kurumlarının ortak sorumluluğuydu. Sorunların çözümü ise ancak konuşmakla, dinlemekle ve birbirimizi anlamakla mümkün olabilirdi.
O yıllarda yerel televizyonculuk henüz gelişme aşamasındaydı. Canlı yayınlar oldukça sınırlıydı ve böylesine bir programı hayata geçirmek pek alışılmış bir durum değildi.
Bir gün, Güneydoğu TV’nin değerli yöneticilerinden dostum Faruk Bayık ile sohbet ederken aklımdaki düşünceyi paylaştım:
“Bu toplantıları neden halkın gözü önünde, canlı yayında yapmayalım?”
İlk bakışta sıra dışı görünen bu fikir, zamanla heyecan verici bir projeye dönüştü.
Konuyu dönemin valisi ve ilgili kurum amirleriyle görüştük. Sağ olsunlar, düşünceye sıcak baktılar. Böylece yalnızca muhtarların katıldığı rutin bir toplantı olmaktan çıkarak; vatandaşların, daire amirlerinin, kamu yöneticilerinin ve devlet temsilcilerinin de katılacağı geniş kapsamlı bir halk buluşmasının temelleri atılmış oldu.
Mekân olarak ise şehrin kalbinin attığı yerlerden biri seçildi.
Şair Nabi Mahallesi’nde bulunan, değerli dostum Mehmet Köseoğlu’nun kahvehanesi…
Hazırlıklar tamamlandı.
Ve beklenen gün geldi.
Bugün bile hatırladığımda heyecanlandığım, meslek hayatımın en farklı ve en anlamlı günlerinden biriydi.
Bir kahvehanede, halkın arasında, canlı yayında bir toplantı gerçekleştiriyorduk.
Vatandaşlar söz alıyor, sorunlarını doğrudan dile getiriyor, yöneticiler cevap veriyor, devlet ile millet aynı masa etrafında buluşuyordu.
O gün salonda yalnızca insanlar yoktu; beklentiler, umutlar ve çözüm arayışları da vardı.
Toplantıya dönemin valisi, emniyet yöneticileri ve çeşitli kamu kurumlarının temsilcileri katıldı. Saatler süren program boyunca birçok konu konuşuldu, birçok mesele gündeme taşındı.
Canlı yayının heyecanı kadar, taşıdığı riskler de vardı.
Bir ara Odabaşı ailesiyle ilgili faili meçhul bir olay gündeme getirildi. Konu, toplantının amacından uzaklaştırılmaya ve farklı yönlere çekilmeye çalışıldı. Ortam giderek geriliyordu.
Durumun daha fazla büyümemesi ve programın amacından sapmaması için canlı yayının sonlandırılmasının doğru olacağına karar verdim ve işaretimi verdim.
Yayın sona erdi.
Ancak tartışmalar ve değerlendirmeler uzun süre kendi içinde devam etti.
Aradan yıllar geçti…
Meslek hayatım boyunca sayısız görevde bulundum, birçok olay yaşadım, nice insanla tanıştım.
Fakat bir karakol amirinin öncülüğünde, bir kahvehanede, halkın arasında ve canlı yayında gerçekleştirilen o toplantı, hafızamda her zaman ayrı bir yerde kaldı.
Belki bugün sıradan görülebilir…
Ancak 1997 yılının şartlarında, Şanlıurfa’da böyle bir organizasyonu hayata geçirmek; cesaret, emek, kararlılık ve samimiyet gerektiriyordu.
Geriye dönüp baktığımda, devlet ile vatandaş arasında kurulan o samimi köprünün bir parçası olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.
Bu güzel hatıranın gerçekleşmesinde emeği bulunan değerli dostlarım Faruk Bayık’a, Mehmet Köseoğlu’na, katkı sunan tüm yöneticilere, muhtarlara ve vatandaşlarımıza gönülden teşekkür ediyorum.
Hayatta olanlara sağlık ve huzur, ebediyete irtihal edenlere ise rahmet diliyorum.
Çünkü bazı hatıralar yalnızca yaşanıp geçmez…
Zamanın tozuna rağmen silinmez…
Yıllar geçse de insanın hafızasında bir iz, gönlünde ise sıcak bir hatıra olarak yaşamaya devam eder.
Ve bazı anılar vardır ki…
Bir ömür boyunca insanın yüreğinde ışık olmaya devam eder…