Kör Nokta

 

Kör Nokta

Zarar görsek de,

gelmez zarar bizden kimseye…

Güle bakınca dikeni görenler,

dikenlerin içindeki güzelliği görebilir
mi?

Baktığı şeyi değil; bakmayı seçtiği yeri
görür insan…

Ele verir insanın hayata bakışı,
kalbinin güzelliğini…

Bazıları gördüğünü; korkularıyla
yorumlar,

bazıları umutlarıyla tamamlar…

“İyimser, her felakette bir fırsat
görür; kötümser, her fırsatta bir felaket.” der Churchill.

Hüsnü zan ile suizan arasında bir
dengedir empati…

Hüsnü zan; olaylara iyi tarafından
bakabilme erdemidir.

Küsmek ve darılmak için bahaneler
arayanlar niye , sevmek ve sevilmek için çareler aramaz ki?

Kolaydır küsmek,yanlış anlamak ,darılmak

biraz önyargı ,biraz cehalet yeterde
artar…

Zordur, koşmak gerçeğine peşinden ;

Masraflıdır ,

çaba ister ,

empati ister,

Anlamak ister

Anlamak ise ;

Emek ister.

Küsmek için bahane arayan çoktur;

Amma;

anlamak için çaba gösteren çol azdır…

Arar gönül daralırsa bahane, genişlerse
bir yol…

Nedir empati?

Yeri geldiğinde geri çekilip,

“Onun yerinde ben olsaydım?” diyebilmektir…

İşte o zaman;

kırgınlıklar yerini anlayışa,

mesafeler yakınlığa bırakır…

Zordur belki hüsnü zan,

kolaydır küsmek için sebep arayanlar
için suizan…

Anlamaya çalışan mı kaybeder?

Önyargıyla bakan mı?

Belki de mesele;

hiç kırılmamak değil,

kırıldığında bile olaylara güzel yönüyle
bakabilmektir…

Bir bakış yakalayabilmektir yargılamadan
önce…

“Hüsn-ü zan ediniz ki, pişman
olmayasınız.” der Mevlânâ.

Kalbin kararan kısmıdır suizan…

Dinlemeden, anlamadan hüküm vermek,

iyiliğin ihtimalini baştan silmektir…

“Önyargı, düşünmenin önündeki en büyük
engeldir.” der Voltaire.

Suizan ile hüsnü zan arasında bir
köprüdür empati…

Başkasının yerine koyabilmektir kendini…

“Başkalarının acısını hissedebiliyorsan,
insansın.” der Tolstoy.

Hüsnü zannı besleyen en güçlü damardır
empati…

Hüsnü zan sahibi bir kalp, kolay kolay
kötü zan beslemez…

Gönül dostu Yunus’un sözlerinde buluruz
kendimizi:

“İnsanı insan yapan, merhametidir.”

Hüsnü zan ile bakan,

empatiyi rehber edinen biri bir çalı
görse;

“Çirkin,” demez…

“Henüz çiçek açmamış,” der…

Eksikliği kusur değil,

tamamlanmamış bir hikâye olarak görür…

Her erdemin bir sınavı vardır…

Suizan ile bakarsan, gerçekleri
ıskalarsın bazen…

Empatiyi hak etmez bazıları…

Ama;

hüsnü zanla bakan,

hak etmeyeni de anlamaya çalışır…

Ve en çok da…

insanı, düşmanın attığı taş değil;

dostun attığı gül yaralar…

Düşmandan beklenir zarar,

korur insan kendini, mesafe koyar…

Ama dosttan gelen kırıcı bir söz,

insanı en savunmasız yerinden yakalar…

Ne güzel özetler Yunus:

“Kalp kırmak, Kâbe yıkmak gibidir.”

Yabancı biri yanlış yaptığında

devreye girer akıl…

Ama dost incitirse,

konuşur kalp…

Uzun süre susmaz; konuşur içten ve
sessiz…

İnsan, en çok sevdiği yerden imtihan
olur diye bir gerçeklik vardır…

Hüsnü zan ile kurulan bağlar,

bazen derin kırgınlıklar doğurur…

Empati kurduklarımız,

bazen en derin yaralar açar…

En derin yaralar, en yakın olanlardan
gelir, denir…

Tamda burasıdır ;

İyiliğin ‘kör noktası…

Mesele;

incinmemek değil,

incinse de incitmemektir…

“İyilik yap, denize at; balık bilmezse
Hâlık bilir.” der atalarımız…

Gerçek büyüklük tam da burada ortaya
çıkar…

Kant şöyle der:

“Ahlâk, insanın karanlıkta
yaptıklarıdır.”

Suizan ile isabet ettirmektense,

hüsnü zan ile kaybedebilmeyi göze
alabilmektir büyüklük…

Zor bir yoldur…

Daha çok kırılmak, daha çok yanılmak
demektir belki…

Ama aynı zamanda vicdanı diri tutmanın,

kalbi karartmamanın tek yoludur…

“İyilik, karşılık beklemeden yapılırsa
anlam kazanır.” der Schweitzer.

Kötülüğü hiç görmemek değil;

onu gördüğü hâlde iyi kalabilmektir asıl
olan…

İyi insanı en çok yaralayan,

düşmanın attığı taş değil;

dostun fırlattığı güldür…

Herkese gönlündeki iyilik kadar güzel
bir gün dilerim…

Günaydın.

Şenol 

 

Leave a Reply