MESLEK ANILARI
Karakol Amirinin Bilmediği Görev
Yıl 1996…
Yer, Şanlıurfa Yenişehir Karakolu…
Meslek hayatının o yıllarında, polisliğin görev tanımını kanunlardan, yönetmeliklerden ve yılların biriktirdiği tecrübelerden ibaret sanıyordum. Oysa zaman bana öğretecekti ki bazı görevler vardır; ne mevzuatta yazılıdır ne de kurslarda anlatılır. Onlar, kurumların görünmeyen koridorlarında sessizce yaşar ve günü geldiğinde insanın karşısına beklenmedik bir ders olarak çıkar.
Bir gün telefon çaldı.
Ahizeden gelen ses, dönemin İl Emniyet Müdürü’ne aitti. Her zamanki gibi kısa, net ve sertti:
— Makama gel, bekliyorum.
Telefon kapandı.
Ne olduğunu anlayamamıştım. İnsan bazen bir telefonun ardından onlarca ihtimali aynı anda düşünür. Acaba önemli bir olay mı vardı? Bir hata mı yapılmıştı? Yoksa acil bir talimat mı verilecekti?
Kısa süre sonra İl Emniyet Müdürlüğü’ne gittim. Özel kalemle görüştükten sonra makama girdim.
Selam verdim.
— Sayın Müdürüm, emriniz?
dedim.
Müdür bir süre yüzüme baktı. Ardından beklenmedik bir soru sordu:
— Polislerin görevleri nelerdir?
Soru bana oldukça sıradan gelmişti.
Polisin adli görevlerini anlattım. İdari görevlerini sıraladım.
Sözüm biter bitmez:
— Başka?
dedi.
Bir an duraksadım.
— Sayın Müdürüm, bildiğim kadarıyla bunlar…
dedim.
Yine aynı soruyla karşılaştım:
— Başka?
Artık şaşkınlığım artmıştı. Sanki bilmediğim bir cevap vardı ve müdür onu duymayı bekliyordu.
O yıllarda Şanlıurfa’da su kesintileri hayatın olağan bir parçasıydı. Yaz sıcağında bazen saatlerce, bazen gün boyu susuz kalınırdı. İl Emniyet Müdürü de karakolun üst kısmındaki makam lojmanında kalıyordu.
Meğer lojmanla bağlantılı bir su deposu varmış. Şebeke suyu kesildiğinde itfaiyeyle görüşülür, depoya su bastırılır ve bu işin takibini de karakol amiri yaparmış.
Ne var ki ben bu uygulamadan tamamen habersizdim.
Sonunda müdür meseleyi açıkladı:
— Kardeşim, depoda su kalmamış!
— Niye takip etmiyorsun?
— Niye su bastırmıyorsun?
— Bizi burada mağdur ediyorsun!
O an ne diyeceğimi bilemedim.
Bir yanda ciddi bir makam odası, diğer yanda polislik mesleğinin içinde hiç duymadığım bir görev…
İnsan bazen hayatın ironisi karşısında şaşırıp kalıyor. Ben o gün, karakol amirliğinin sadece asayişi, olayları ve personeli yönetmekten ibaret olmadığını; gerektiğinde bir su deposunun bekçiliğini de kapsayabildiğini öğreniyordum.
Müsaade isteyerek:
— Sayın Müdürüm, konuyu bilmiyordum. Bundan sonra gerekli takibi yaparım.
dedim.
Makamdan ayrılırken içimde garip bir duygu vardı. Bir yanım mahcubiyet hissediyor, diğer yanım ise yaşadığım olayın ilginçliğine gülümsemekten kendini alamıyordu.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda fark ettim ki meslek hayatı yalnızca büyük operasyonlardan, önemli soruşturmalardan ve kritik kararlardan oluşmuyor. Bazen bir su deposu da insanın hafızasında en az büyük olaylar kadar yer edebiliyor.
Çünkü hayatın kendisi biraz böyledir.
Büyük fırtınaları hatırladığımızı sanırız ama çoğu zaman hafızamızda kalan şey, bir yaz günü kuruyan bir çeşme, beklenmedik bir telefon ya da makam odasında duyduğumuz sıra dışı birkaç cümledir.
O gün öğrendiğim ders şuydu:
Resmî görevler kitaplarda yazar; fakat kurumların görünmeyen görevleri insanların hafızasında yaşar.
Aradan uzun yıllar geçti. Nice olaylar yaşandı, nice dosyalar açıldı kapandı. Ancak Şanlıurfa’nın kavurucu sıcağında, bir su deposu nedeniyle çıktığım o makam yolculuğu hâlâ meslek hayatımın tebessümle hatırladığım köşelerinden birinde duruyor.
Belki de meslek dediğimiz şey, yalnızca omuzlarımızdaki rütbelerden ibaret değildir. Bazen görünmeyen bir sorumluluğu fark etmek, bazen de hiç beklemediğiniz bir görevle karşılaşınca hayatın mizahını görebilmektir.
Ve yıllar sonra dönüp baktığınızda, sizi en çok gülümsetenler çoğu zaman en sıradan görünen anlardır. Çünkü hatıralar, büyük olaylardan değil; insanın ruhuna dokunan küçük ayrıntılardan yapılır.