MESLEK ANILARI Kesikbaş Türbesi

MESLEK ANILARI

Kesikbaş Türbesi

1990’lı yıllardı…

Kış mevsiminin keskin soğuğu Isparta
sokaklarına çökmüş, gece şehri sessizliğin içine almıştı.

Ayaz, insanın yüzünü bıçak gibi
keserken, sokak lambalarının solgun ışıkları kaldırım taşlarının üzerine titrek
gölgeler düşürüyordu.

Arada bir duyulan bekçi düdüğü, gecenin
derinliğini yaran tek sesti.

Uzaklardan geçen bir polis aracının
motor sesi, o sessizliğe kısa bir iz bırakıp kayboluyordu.

O yıllarda Isparta, kendi halinde, sakin
ve dingin bir şehirdi.

İlk görev yerim, Isparta Çarşı Polis
Karakolu’ydu.

O bina benim için sadece bir görev
noktası değildi. Gençliğimin heyecanını, mesleğin ilk sorumluluklarını ve
unutulmaz hatıralarını içinde barındıran bir yuvaydı adeta…

Yıllar sonra gidip yerinde görmek
istedim. Fakat bina yıkılmış, geriye yalnızca boş bir alan kalmıştı. Bazen
insan, mekânların da hatıralarla birlikte silinip gitmesine içten içe hüzün
duyuyor.

Ama asıl anlatmak istediğim, o yıllardan
zihnime kazınan bir geceye dair…

O dönemlerde mahalle bekçiliği oldukça
aktifti. Özellikle şehir merkezinde geceler, bekçilerin sorumluluğuna emanet
edilirdi.

Ben de grup amiri olarak görev
yapıyordum.

Bekçi arkadaşlar göreve çıkmadan önce
karakolda toplanır, yoklamaları yapılır,birim teçhizat, kılık kıyafet ,görev
defterleri tek tek kontrol edilirdi.

Gece boyunca devriye gezen ekipler veya
nöbetçi amirler, belirli saatlerde bu defterleri imzalardı.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte görev
sona erer, şehir yeniden gündüzün hareketine uyanırdı.

Bazı bekçi arkadaşlar gündüzleri de
karakolda çalışır, çay,temizlik yapar evrak işlerine yardımcı olur, adeta
karakolun sessiz ama vazgeçilmez parçaları olurlardı.

Bir gün bu arkadaşlardan biri, Karakol
amiriyle küçük bir mesele yüzünden ters düştü. Amir bana dönerek,

Bunu biraz mıntıkaya verelim aklı başına
gelsin dedi.

Ben de görev dağılımında onu Kesikbaş
Türbesi civarında görevlendirdim.

Türbe, şehrin nispeten tenha bir
noktasındaydı. Gündüzleri bile insana belli belirsiz bir ürperti veren,
geceleri ise sessizliğin daha da derinleştiği bir yerdi.

Eski bir bina…yanında camii…

Rüzgarın kol gezdiği araçlarının
arasından rüzgar sesleri gelen

kendine has bir atmosferi vardı.

Birkaç gün sonra bekçi arkadaş yanıma
geldi.

Komiserim dedi, mümkünse beni başka bir
noktaya yazsanız…

Sebebini sordum.

Yok dedi, gözlerini kaçırarak,

öyle… özel bir şey değil…

Üstelemedim. Zaten görev yerleri zaman
zaman değişirdi. Onu başka bir bölgeye kaydırdım…

Aradan yıllar geçti…

Bir gün, başka bir karakolda yeniden
karşılaştık. Gece sakindi. Sobanın hafif çıtırtısı eşliğinde çaylarımızı
içiyor, eski günlerden konuşuyorduk.

Sohbet ilerledikçe hafızamın bir
köşesinde duran o olay yeniden gün yüzüne çıktı.

Gülümseyerek sordum:

Hatırlıyor musun? Seni bir zamanlar
Kesikbaş Türbesi’ne yazmıştım. Sonra gelip ‘beni bir daha oraya yazmayın’
demiştin. Ne olmuştu orada?

Bir anda yüzü ciddileşti. Gözleri
uzaklara dalar gibi oldu. Sesi hafifçe titreyerek anlatmaya başladı:

Komiserim… İlk gece görev yerine gittim.
Hava soğuktu, ortalık sessizdi. Gece ilerleyince türbenin içine girdim,
sandukanın içine uzandım. Bir süre sonra dışarıdan tak… tak… tak…’ diye sesler
gelmeye başladı.

Birden kalktım, dışarı çıktım.

Etrafı kontrol ettim… Kimse yok…

Ertesi gece yine aynı… Aynı saatler…
Yine o sesler…

Üçüncü gece artık içime bir sıkıntı
çöktü. Sanki görünmeyen bir şey oradaydı.

Anlam veremedim ama korktum.

İşteyim o yüzden… Ben de oraya bir daha gitmek
istemedim.

Anlatırken yüzündeki o samimi korku,
yıllar geçmesine rağmen hâlâ tazeydi.

Onu dinlerken hem gülümsedim hem
düşündüm…

Meslek hayatı sadece suçla, olayla,
resmi görevlerle sınırlı değildi.

İnsan, gecenin içinde yalnız kaldığında
kendi korkularıyla da yüzleşiyordu.

Bazen en büyük sınav, görünmeyenle baş
edebilmekti.

O gece şunu anladım:

Bazı görevler sadece fiziki güç değil,
aynı zamanda ruhsal dayanıklılık da ister.

Bugün geriye dönüp baktığımda, birlikte
görev yaptığım tüm arkadaşlara sağlıklı ve huzurlu ömürler diliyorum. Aramızdan
ayrılanlara ise Allah’tan rahmet diliyorum.

Ve şimdi…

O eski karakolun yerinde esen rüzgâr,
sanki hâlâ o günlerin sessiz hatıralarını fısıldıyor.

 

Leave a Reply