MESLEK ANILARI
Kayıp
2004 yılı…
Denizli
Çardak ilçesi…
İlçe Emniyet Amiri olarak görev yaptığım
yıllar…
İç Anadolu’nun sertliğini Ege’nin
eşiğinde taşıyan bu küçük ilçe….
Yazın kavurucu sıcakları, kışın ise
insanın iliklerine kadar işleyen ayazıyla bilinir. Rüzgârı eksik olmaz…
O rüzgâr ki bazen sokakları süpürür,
bazen insanın içine dokunan bir yalnızlık bırakır.
İşte böyle bir coğrafyada görev
yapıyorduk.
İlçede herkesin tanıdığı bir sima vardı:
Mustafa…
Akli dengesi yerinde değildi ama
zararsızdı. Emniyete uğrar, selamını verir, kimseyi rahatsız etmeden çıkar
giderdi.
Plakasız eski bir motosikleti vardı;
tozlu yolları, dar sokakları onunla arşınlardı. Çardak’ın sessizliğinde o
motorun sesi bile artık bir alışkanlıktı.
Bir gün…
O ses kesildi.
Mustafa kayboldu.
Ailesi başvurdu, biz aramaya başladık.
İlçenin kuru tarlaları, rüzgârın savurduğu bozkır yolları, terk edilmiş
yapılar…
Her yer didik didik arandı. Kayıp kaydı
tüm Türkiye’ye açıldı. Ama ne bir iz, ne bir işaret…
Zaman geçti…
Kış geldi.
Çardak’ın o keskin ayazı çöktü toprağın
üzerine…
Sabahları kırağıyla kaplanan yollar,
nefes alırken bile hissedilen o sert soğuk…
Sanki doğa bile susmuştu. Mustafa’dan da
hiçbir haber yoktu.
2005’in baharı geldiğinde, karların
yerini yavaş yavaş yeşil almaya başlamıştı.
Ama içimizdeki belirsizlik hâlâ aynıydı.
O dönem Bozkurt ilçesine de vekâleten
bakıyordum…
Günlerden bir gün, bıçaklama sonucu ağır
yaralanan bir şahıs hastaneye kaldırıldı, ancak kurtarılamadı…
Olay kısa sürede cinayete dönüştü. Şüpheliler
yakalandı, işlemler tamamlandı.
Dosya kapanmak üzereydi…
Ama bazen bir olay, başka bir olayın
kapısını aralar…
Bir-iki gün sonra, Çardak’ta emniyet
Amirliğinde otururken bir genç kadın geldi. Emekli bir polisimizin kızıydı.
Gözlerinde hem korku hem kararlılık vardı.
“Anlatacaklarım çok önemli,” dedi.
Sözleri kayda geçti.
Anlattıkları, aylar önce kaybolan
Mustafa’yı yeniden gündeme taşıdı.
İddiaya göre Mustafa; ilçede tanınan bir
petrol istasyonu sahibinin iki oğlu tarafından öldürülmüş, ardından bir golf
bir araçla Denizli’nin Kale ilçesi civarındaki ormanlık alana götürülüp
bırakılmıştı.
Kale…
Çardak’tan farklı bir coğrafya…
Daha engebeli, daha sarp…
Ormanlık alanlarıyla, kuytu vadileriyle
gizlenmeye elverişli bir yer…
Bahar aylarında bile bazı bölgeleri
sessiz ve ürkütücüdür.
İnsan ayağının az değdiği, rüzgârın
ağaçların arasında uğuldadığı yerler…
Ekiplerle o bölgeye gitti.
Toprağın kokusu farklıydı.
Nemli, ağır…
Aradığımız iz bulundu.
İnsan kalıntılarına ulaşıldı. Zamanın ve
doğanın tahribatına rağmen, gerçek saklanamamıştı…
Deliller titizlikle toplandı, İstanbul
Adli Tıp Kurumu’na gönderildi…
Bahsi geçen araç da incelemeye alındı.
Araçta yapılan kriminal incelemelerde
kan izlerine ulaşıldı…
Parçalanmış ama susmayan deliller… Her
biri bir gerçeği fısıldıyordu.
Soruşturma derinleşti.
Ve sonunda…
Şüpheliler konuştu.
Mustafa’nın nasıl öldürüldüğünü, nasıl o
ıssızlığa bırakıldığını bir bir anlattılar. İtiraflar, delillerle örtüştü…
O sessiz kayboluşun ardındaki karanlık,
gün yüzüne çıktı.
Adalet yerini buldu.
Ama bazı olaylar sadece dosyalarda
kapanır…
İnsanın içinde değil.
Çardak’ın ayazı, Kale’nin ıssızlığı ve
bir kayıp insanın sessiz hikâyesi…
Hâlâ hafızamda, rüzgârın uğultusu gibi
esmeye devam eder