Kriz ve sağduyu
İnsanlar ışığı görmek için gözlerini,
hakikati görmek için vicdanlarını açmalıdır…
Kriz nedir?
Kriz ne değildir?
Kriz;
Dengeyi bozan, belirsizlik yaratan ve acil müdahale gerektiren olağanüstü durumun adıdır.
Başka bir ifadeyle;
İnsanın ya da toplumun kendisiyle yüzleştiği, sınandığı ve yeniden şekillendiği kırılma anı…
Beklenmeyen…
Hayatın akışını değiştiren…
Zemini sarsan…
Doğru yönetilmesi gereken bir süreç…
Bir sarsıntı,
Bir güven bunalımı,
Bir yol ayrımı,
Kriz yalnızca bir yıkım değil…
Doğru okunursa;
Yeniden düşünmenin…
Yeniden kurmanın…
Yeniden başlamanın da eşiğidir.
Bazen kriz, hakikatin en çıplak hâli…
Maskelerin düştüğü…
Gerçeklerin görünür olduğu…
İnsanın özüne dönmek zorunda kaldığı dönem…
Bazen bireyin kendine…
Bazen toplumun aynaya bakma mecburiyeti…
Kriz yönetimi yalnızca olayları yönetmek midir?
İnsanı;
anlayabilmek,
Duyabilmek,
Kaygıyı hissedebilmek,
Korkuya dokunabilmek,
Öfkenin ardındaki endişeyi görebilmek….
Kriz yönetimi kalpte başlar…
Toplumun dilinde büyür…
Sonunda siyasetin alanına ulaşır.
Siyaset sahnesindeki krizler;
Görünürdür,
serttir,
yankı uyandırır…
Siyaset, toplumun kendine tuttuğu aynadır.
O aynada yalnızca siyasi aktörler değil;
Toplumun beklentileri…
Kırgınlıkları…
Korkuları…
Ve umutları da görünür hale e gelir.
Siyaset toplumdan bağımsız olabilir mi?
Yaşanan her dalgalanma,
toplumun ruhunda da karşılık bulur…
Böyle zamanlarda liderler yalnızca konuşmaz;
aynı zamanda sınanır…
Verdikleri her mesaj…
Kurdukları her cümle…
Gösterdikleri her tavır…
Bir güven testine dönüşür.
Kriz anlarında susmak da bir tercihtir.
Konuşmak da…
önemli olan;
Doğru zamanda doğru tonu yakalayabilmek….
İnsan belirsizliği sevmez…
Belirsizlik büyüdükçe kaygı ,
kaygı büyüdükçe öfke yükselir,
Öfke yükseldikçe sağlıklı düşünme alanı daralır…
Kriz yönetimi ;
olayları yakalayabilmek,
Duyguları da yönetebilmek,
Toplumun korkusunu anlayabilmek,
Öfkesini okuyabilmek…
Sessizliğini dinleyebilmektir…
Gençler söyleneni değil, yaşananı öğrenir…
Krizler sağduyuyla yönetilirse;
Sabrı,
Demokrasiyi,
birlikte yaşama kültürünü öğrenir…
Krizler öfkeyle büyütülürse;
Güvensizliği,
Kutuplaşmayı,
Umutsuzluğu öğrenirler …
Kriz, görünmeyen bir sınıf,
öğretmeni toplum,
öğrencisi ise gelecektir…
Tolstoy’a göre ;
En güçlü savaşçı sabır ve zamandır…
Mevlana ,
Dert insanı olgunlaştırır, ateş altını arıtır,
Victor Hugo,
En karanlık gece bile sona erer ve güneş yeniden doğar der…
Kriz fırsata çevrilirse;
Derinleşme,
Olgunlaşma,
Yeniden doğuştur…
Hiçbir kriz kendiliğinden çözülmez.
Şeffaflıkla başlar.
Bazen sessizlik krizden tehlikelidir..
İletişim,
açık bir dil…
tutarlı bir duruş…
birleştirici bir üslup önemlidir…
Kriz anında söylenen söz;
Ya bir köprü olur,
Ya da bir uçurum..
Ortak akıl ,
Empati,
Sorumluluk…
Sağduyu …
Sağduyu;
Haklı çıkmaya çalışmaktan önce doğruyu arama,
Bağırmaktan önce dinleme,
Yargılamaktan önce anlamaya çalışma,
Kazanmayı düşünmeden önce ülkenin kaybetmemesini istemektir….
İhtiyacımız olan şey;
Yeni gerilimler üretme değil,
Ortak zemini büyütme,
Yeni ayrılık oluşturmak değil,
yeni köprüler kurmaktır….
Milletler krizlerle yıkılmaz…
Krizleri yönetemediklerinde yıkılırlar.
Milletler tartışmalarla küçülmez.
Tartışmaları düşmanlığa dönüştürdüklerinde küçülürler…
Günün sonunda geriye kalan;
Kimin daha yüksek sesle konuştuğu değil,
Kimin daha fazla sağduyu gösterdiğidir…
Kimin haklı çıktığı değil,
Toplumun ne kadar güçlenebildiğidir.
Gerçek zafer;
Bir tarafın kazanması değil,
Gerçek zafer;
Hukukun korunması,
Demokrasinin yaşatılması,
toplumsal huzurun sürdürülmesi
Ve farklı düşüncelere rağmen aynı geleceğe birlikte yürünebilmesidir.
Sağduyu;
Zor zamanların en sessiz ama en güçlü rehberidir…
Ve bazen bir ülkeyi ayakta tutan şey;
Yüksek sesle söylenen sloganlar değil,
Vicdanla söylenen sağduyulu sözlerdir….