Hikaye Serisi -7
DAYANAK
(Yaşanmış bir olaydan esinlenerek hikaye olarak kaleme alışmıştır .)
Mahkeme salonunda ağır bir sessizlik vardı.
Duvarlarda yılların bıraktığı solgunluk, sıralarda bekleyen insanların yüzlerinde ise türlü hikâyelerin gölgeleri dolaşıyordu.
Kimi hakkını aramak için gelmişti, kimi kaybettiğini geri almak, kimi de haklı olduğuna kendisini inandırdığı bir davanın sonucunu bekliyordu.
Herkesin bir derdi, her derdin de bir dayanağı vardı.
Hâkim dosyayı önüne çekti. Sayfalar çevrildikçe kâğıtların hışırtısı, salondaki sessizliğin içine ince bir yağmur gibi düşüyordu.
Davacı söz aldı.
Hâkim sakin bir sesle sordu:
— İddianızı neye dayandırıyorsunuz?
Adam kendinden emin bir şekilde doğruldu.
— Tanık beyanlarına, keşfe ve tapu kayıtlarına dayanıyorum hâkim bey.
Hâkim başını hafifçe salladı.
Dosyada belgeler vardı.
Tanıklar vardı.
Kayıtlar vardı.
Yani adamın dayandığı şeyler sağlamdı.
Sonra hâkim yüzünü davalıya çevirdi.
Davalı, salonun en kenarında, duvarla kapı arasında kalmış daracık bir yerde oturuyordu…
Sanki hayat onu biraz köşeye sıkıştırmış, o da kendisine kalan birkaç karışlık alanda ayakta kalmaya çalışıyordu.
Hâkim sordu:
— Peki sen neye dayanıyorsun?
Adam bir an sustu.
Gözleri salonda dolaştı.
Önündeki dosyalara baktı.
Yanındaki insanlara baktı.
Sonra arkasındaki kapıya…
Başka bir şey bulamayınca, hafifçe geriye yaslandı.
Ve gayet ciddi bir ifadeyle cevap verdi:
— Kapıya dayanıyorum efendim.
Salonda birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Ardından belli belirsiz tebessümler yayıldı.
Hâkim bile gülümsememek için dudaklarını birbirine bastırdı.
Çünkü aynı kelime, iki ayrı dünyaya açılmıştı.
Davacı, hukuka dayanıyordu.
Davalı ise gerçekten kapıya dayanmıştı.
Hayatın en büyük ironisi…
Bazen deliller
vardır…
Söyleyecek söz yoktur…
Bazen haklıdır,
ama arkasında kimsesi yoktur..
Gerçek hayatta da insanlar;
Parasına…
Makamına…
Çevresine…
Şöhretine…
Bilgisine yada arkasındaki kalabalıklara güvenir…
Oysa gerçekler,
makam,
güç
ve
servet
kaybolduğunda
ortaya çıkar…