MESLEK ANILARI bira

MESLEK ANILARI

                         Bira
1990’lı yıllardı…
Yer, Isparta Merkez Karakolu…
Meslekte bazen insan büyük olayları değil, küçük bir yanlış anlaşılmanın açtığı derin izleri unutamıyor.
O dönem kısa süreliğine karakol amirliğine vekâlet ediyordum.
Henüz mesleğin; insanı sertleştirmeden önce olgunlaştırdığı yıllardı…
Sabah saatleriydi…
Karakolun o kendine has sessizliği vardı.
Daktilo sesleri, çay ocağından gelen ince kaşık tınıları, duvardaki saatin ağır ağır ilerleyen sesi…
Bizim bölgenin içerisinde Vali Konağı da bulunuyordu. Konağın güvenliği için de nöbet usulü çalışan bekçi arkadaşlarımız görev yapardı.
Telsizden bir anons geçti:
“Müsaitseniz Vali Konağı’na uğrayabilir misiniz?”
Ses tonunda alışılmışın dışında bir durum olduğu belliydi.
Hemen konağa gittim.
Kapının önünde koruma görevlisi arkadaş vardı.
Elinde bir Kırıkkale tabanca…
Diğer elinde ise bir bekçi kimliği…
Yüzü biraz mahcup, biraz da şaşkındı.
“Komiserim,” dedi,
“Vali Bey bu bekçi arkadaşımızı açığa aldı…”
Önce anlam veremedim.
Bir kenarda bizim bekçi dayı duruyordu.
Yaşını almış, mahcup bakışlı, sessiz bir adam…
Hayatının büyük kısmını devlet kapısında geçirmiş eski usul insanlardan…
Ne olduğunu anlamaya çalışırken olay yavaş yavaş ortaya çıktı.
Meğer konağın bazı sivil görevlileri bizim bekçi arkadaşına:
“Bize birkaç bira alıp gelir misin?” demişler.
Sonra da tembihlemişler:
“Vali Bey rahatsız olmasın… Zile basma. Kapıyı hafif tıklat. Biz seni bekliyor oluruz, açarız.”
Vali Konağı’nın bahçe kapısı ve etrafı yüksek  duvarlarla çevriliydi.
Dışarıdan içeriyi görmek mümkün değildi.
Bizim bekçi dayı da iyi niyetle söyleneni yapmış…
Elinde siyah poşet…
İçinde bira şişeleri…
Gelmiş kapıya…
Zile basmamış.
Usulca kapıyı tıklatmış…
Tam o sırada tesadüf bu ya…
Vali Bey sabah yürüyüşüne çıkmış.
Kapının önünden geçerken o tıklama sesini duymuş ve kapıyı kendisi açmış.
Kapı açılınca…
Karşısında üniformalı bir bekçi…
Elinde siyah poşet…
Poşetin içinde bira şişeleri…
Bizim bekçi dayı heyecandan bir şeyler anlatmaya çalışmış ama bazen görüntü, kelimelerden daha hızlı hüküm verir.
Vali Bey kısa ve sert bir ses tonuyla:
“Silahını ver…” demiş.
“Kimliğini ver…”
Sonrası malum…
Bekçi dayı bir süre açığa alındı.
O gün olayın büyüklüğünden çok, insan hâllerinin kırılganlığını düşünmüştüm.
Çünkü bazen insan suç işlediği için değil…
Kendini anlatamadığı için kaybeder.
Hayat da çoğu zaman böyledir…
Bir kapının yanlış zamanda açılması,
Bir cümlenin eksik kalması,
Bir görüntünün hakikatin önüne geçmesi…
Ve insan, niyetini anlatamadan hüküm yiyebilir.
Meslek hayatı bana şunu öğretti:
Adalet sadece gördüğüne karar vermek değil,
Görünmeyeni de anlamaya çalışmaktır.
Çünkü bazı insanlar hata yapar…
Bazıları ise sadece talihsiz bir ana denk gelir.
Aradan yıllar geçti…
Ama hâlâ o sabahı hatırladığımda gözümün önüne aynı sahne gelir:
Eski bir bahçe kapısı…
Sessiz bir sabah…
Elinde siyah poşet taşıyan mahcup bir bekçi dayı…
Ve kaderin tam yanlış anda açtığı bir kapı

Leave a Reply