ZİRVE
Gölge – IV
Zirve yaklaşırken…
Yeniden düzenlenen şehir…
Başkent Ankara…
Elden geçirilen
yollar…
kaldırımlar…
Otlar biçiliyor…
Bayraklar asılıyor…
Ve sokaklar…
Onlar da değişiyor.
Bu kez en sessiz hazırlık başlıyor…
Havlayan sesler kesiliyor.
Bir sabah…
Çocukların isim taktığı köpek yok…
Öğle vakti…
Marketin önünde uyuyan can dostu yok…
Akşam…
Çöp konteynerinin başında bekleyen tanıdık gözler de yok…
Şehir daha sessiz…
Daha düzenli…
Daha kontrollü…
Belki de daha güvenli…
Peki…
Daha vicdanlı mı?
Elbette sokak güvenliği önemlidir.
Saldırgan hayvanlar…
Oluşturdukları tehlike…
Görmezden gelinemez.
Çocukların korkmadan yürüyebildiği…
Yaşlıların huzurla sokağa çıkabildiği…
Bir şehir…
Hepimizin ortak arzusudur.
Ama medeniyet…
Her zaman sorunları ortadan kaldırmak mıdır?
Yoksa…
Sorunlara bulunan çözümün vicdanı mıdır asıl ölçü?
Çünkü vicdan…
En çok güç sahibiyken kendini gösterir.
Bir şehrin büyüklüğü…
Sadece misafirlerine gösterdiği özenle mi ölçülür?
Yoksa…
Sesini duyuramayanlara gösterdiği merhametle mi?
İnsan…
Bazen konuşarak,
Bazen susarak tepki verir.
Hayvanlar ise konuşamaz.
Onların dili…
Gözleridir.
Korkuları…
Sessizlikleridir.
Bu yüzden…
Bir şehrin gerçek fotoğrafı…
Yalnızca temiz caddelerinde değil;
İnsana da,
Hayvana da
Aynı adaletle yaklaşabildiği yerde saklıdır.
Merhamet…
Paylaşıldıkça eksilir mi?
Yoksa çoğalır mı?
Bir ülkenin itibarı…
Yalnızca kurduğu zirvelerle değil,
Yaşattığı vicdanla da yükselir.
İşte zirve…
İşte gölge…
Ve bazen…
Bir şehrin vicdanı,
En çok bıraktığı sessizlikte duyulur.