1999 yılı…
Yer Şanlıurfa…
İpekyol,
Devlet Hastanesi kavşağı…
Güvenlik şube Müdürlüğü yaptığım
yıllar…
Yaz ayları…
Sıcak,
Sadece hissedilmez… insanın üzerine
çökerdi adeta…
Klimasız bir Şahin’in içinde, görevin
ağırlığıyla birlikte nefes alıp veriyorduk.
Bir görev için oto sürücüsü arkadaşla
birlikte Yakubiye Mahallesi’ne gidiyorduk.
Işıklarda durduk…
O an, sıradan bir bekleyiş gibi
görünüyordu her şey…
Ta ki gözüm hemen yanımızda duran beyaz
Şahin’e takılana kadar…
Bir baktım…
Önümüzdeki aracın plakasıyla bizim
aracın plakası…
Tıpa tıp aynı…
Bir an duraksadım…
Şaşkınlık,
sıcak havadan daha ağır çöktü üzerime…
Arkadaşa baktım…
O da fark etmişti…
Bizim plaka, güvenlik gerekçesiyle
sahteydi…
Ama yanımızdaki aracın plakası gerçekte
bir vatandaşa aitti…
Aynı ışıkta, aynı anda, aynı plakayla
iki farklı hayat duruyordu…
Biri görevin içinde, diğeri hayatın
akışında…
Fazla oyalanmadan yolumuza devam ettik…
Görev, düşünmeye uzun süre izin
vermezdi…
Sonradan bu sorun çözüldü, terkin
plakalar kayda alınarak verildi, mükerrer plaka meselesi ortadan kaldırıldı…
Ama o gün, İpekyol’daki o kavşakta
yaşanan o an, hafızamda yerini hiç kaybetmedi…
Aynı rakamların altında farklı hikâyeler
saklıydı…
İşte o an anladım,
hayat bazen insanın karşısına böyle ince
bir tesadüf çıkarır…
Her şey aynı gibi görünür…
Ama gerçekte hiçbir şey aynı değildir…
Aynı plaka olabilir…
Ama kader, görev ve hikâye…
Asla…