İyilik ile kötülüğün bitmeyen
hikâyesi…
Doğru ile yanlış…
İyi ile kötü…
Güzel ile çirkin…
Tarih boyunca hep var olan kavramlar…
Ezeli bir mücadele sanki,
Biri diğerine karşı var olmuş,çatışmış
durmuş…
Çatışma;
Hayatın özü sanki…
Birinin kıymeti,diğerinin varlığıyla
anlam kazanır…
Siyah beyaz,
aydınlık karanlık,
Hak-batıl,
Merhamet zulüm
Kısaca bitmeyen hikâye…
Topraktan
kömür de çıkar, elmasta…
Tabiri caizse ;.
aynı hamurdan yoğrulan insan,
kimileri karanlık
kimileri aydınlık,
kimi zaman karanlık
kimi zaman ise aydınlık…
Kimi esfel-i sâfilîne yuvarlanır,
kimisi de a‘lâ-yı illiyyîne doğru
yükselir…
İnsan yüreğindeki karanlık kadar düşer,
vicdanındaki ışık kadar yükselir…
Bu konu insanlık tarihi kadar eskidir
aslında…
Hâbil ile Kâbil…
İki kardeş.
Aynı anne,
aynı baba.
Ama iki ayrı kalp…
Birinin yüreğinde merhamet …
Diğerinin yüreğinde kıskançlık…
Ve bir gün…
insanlık tarihinin ilk kanı akar
toprağa…
Hâbil yere düşer,
Kâbil ayakta …
O gün kazanır kötülük…
Kazanan gerçekte kaybedenin ta
kendisi…
Güçlü olmak ayrı ,haklı olmak ayrıdır
çünkü…
Aslında insan yüreği bahçe gibi,
O bahçede iyilik tohumları da vardır,
kötülük tohumları da…
Eğer o bahçe sahipsiz kalırsa ,
yabani otlar yerleşir,büyür..
Kibir…
Kıskançlık…
Öfke…
Nefret…
Sabırla otlar temizlenirse ,
O yürekte;
merhamet filiz verir,
vicdan yeşerir,
adalet çiçek açar…
Yani ;insan içindeki kötü duyguları
temizledikçe arınır gerçek manada insan olur…
Aslında en büyük savaşı kendi içi
dünyasında değilmidir…?
Dünyayı değiştirmek isteyen önce kendini
değiştirmelidir…
Dün de öyleydi..
Bugün de aynı …
Bitmeyen hikâye…
Bitmeyen sınav…
Şehirler büyüdü,
Teknoloji gelişti.
İnsan uzaya da çıktı…
Ama kalbindeki mücadele hiç değişmedi…
Bir yanda küçücük bir acı karşısında
gözleri dolan insanlar,
Bir yanda da zulmü seyreden, hatta ondan
zevk alanlar…
Zulüm;
sadece zalimle değil ,ona sessiz
kalanlarla büyür…
Haksızlık karşısında susanlar yüzünden
güç kazanır..
Kötülüğün ortsk aramasına gerek yok,
iyiler sessiz kalsın yeter…
İnsan aklıyla olduğu kadar
vicdanıyla insandır…
Vicdan yoksa insanın bir canavardan
farkı yoktur..
Karanlığı vicdan ışığı deler…
Bu bir umuttur..
Kâbiller hep varolmuştur..
Ama insanlık, kabil’lerin değil,
Hâbillerin vicdanı sayesinde
varolmuştur…
Anadolu’daki tabirle “Dünya iyi
insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor “…
Asıl mesele;
İnsan dünyayı değiştiremez belki…
Ancak kendi kalbini değiştirebilir…
Ve bazen bir insanın vicdanı,
binlerce insanın sessizliğinden daha
güçlüdür…
Kabil ruhlular dünyayı karartabilir ama
aydınlatacak olanlar yine habil ruhlulardır…
Gün gelir herkes gider…
Gençlik,
güzellik,
Mevki ,
Makam
Para,
hepsi geçer,gider…
Ama geride;
Bir dua…
Bir ah…
Bir iyilik,
Ya da bir zulüm
kalır…
Yani ;
İnsan ölsede
geriye
ya iyilik
ya da kötülük kalır…
Asıl önemli olan soru şudur;.
Geride ne bırakıyorsun…
İyilik mi
Kötülük mü?
Aydınlık mı?
Yoksa karanlık mı…?
(Tarafımdan kaleme alınmıştır)
Geriye iyilik bırakan /bırakabilenlere
selam olsun ,
G