GÜNCEL
SESSİZ ÇIĞLIK
Polis intiharları 3
Yıllardır polisin derdi dinlemedi..
Belki de en büyük yanılgı, polisin güçlü görünmesini güçlü olduğu sanmak oldu…
insan, üniformanın içinde de insandır…
Yorulur…
Kırılır…
Tükenir…
Bazen konuşamaz.
konuşsa da kimse duymaz…
Sessizlik en yüksek çığlıktır anlayana….
Son günlerde gelen acı haberler,
sessiz çığlığın artık görmezden gelinemeyecek kadar büyüdüğünü göster miyor mu?
Bir günde dört emniyet mensubumuzu ve bir polis eşini kaybettik…
Geride kaybedilen hayatlar…
anneler…
Babalar…
Eşler…
Çocuklar…
Yarım kalmış hayaller…
Cevapsız kalan onlarca soru…
Peki hiç düşünüldü mü?
yıllarca gecesini gündüzüne katarak çalışan polis ne yaşıyor?/neler yaşıyor?
Bitmeyen nöbetler…
Ağır mesailer…
Düzensiz çalışma saatleri…
Sürekli değişen görev yerleri..
Tayin ve sürgün endişesi…
Mobbing…
Yalnızlık…
Bunların üzerine bir de geçim derdi…
Omuzlara yüklenen yük, mesai bitiminde karakolda kalmıyor…
Eve geliyor…
Çocuğunun gözlerine bakarken sessizce büyüyor yorgunluk…
Eşinin üniformasına bakarken içine yerleşiyor annenin kaygısı..
Polis yalnızca suçla mı mücadele ediyor?
Kendi hayatının yüküyle de mücadele ediyor…
İçişleri Bakanlığı polisin sesini gerçekten duymalı…
Polisin her sorununu disiplin soruşturmasıyla, tayinle, sürgün korkusuyla veya “emir-komuta” anlayışıyla susturmak çözüm değildir…
Disiplin elbette…
Elbette düzen ..
Disiplin ile baskı arasındaki çizgi…
sürekli korkutarak çalıştırabilsenizde ;
onu verimli, huzurlu ve sağlıklı bir insan olarak yaşatamazsınız…
Polisin çalışma şartları yeniden ele alınmalı,
Mobbing iddiaları ciddiyetle araştırılmalı,
Amir-personel ilişkilerinde insan onuru korunmalı,
Çalışma süreleri insani ölçülere çekilmeli,
Polisin ailesine ayırabileceği zaman artırılmalıdır…
Sorunlarını dile getiren personel kurumun en değerli insan kaynağı olarak görülmelidir…
Ülkenin sokaklarında vatandaş uyurken nöbet tutan,
Vatandaş çocuklarıyla bayram yapsın diye görev yapan
Vatandaş güven içinde uyusun diye güvenliği sağlayan bu kutsi meslek mensuplarına sessiz çığlığı duyulmalıdır…
Bir de polis emeklileri var…
Yıllarını bu devlete vermiş,
ömrünü üniformanın içinde tüketmiş,
gecesini gündüzüne katmış insanlar bugün açlık sınırında hayata tutunmaya çalışıyor…
Emekli olduğu hâlde geçinemediği için yeniden çalışmak zorunda kalıyor, yıllarca yaptığı meslekle ilgisi olmayan işlerde, bazen bedeninin ve yaşının kaldırmayacağı koşullarda ekmek mücadelesi veriyor…
Kimi borçların altında eziliyor,
kimi çaresizlik içinde sessizce tükeniyor, kimi ise artık hayata tutunamayacak noktaya geliyor…
Bir insan, ömrünü devletine hizmet ederek geçirdikten sonra yaşlılığında huzur yerine geçim derdine düşüyorsa, burada yalnızca bireysel bir sorun değildir…
Üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir sosyal mesele var demektir…
İnsanı emekli etmek kolaydır, asıl mesele, emekliye insanca yaşayabileceği bir hayat bırakmaktır…
Devlet, kendisi için gecesini gündüzüne katan insanına sahip çıkmalı,
silahını, üniformasını ve görevi olduğu kadar insan olduğunu da hatırlanmalıdır…
Acı haberleri yalnızca sayılar üzerinden konuşmaktan vazgeçilmelidir.
Her ölümün arkasında bir hayat olduğu unutulmamalıdır…
Bir isim…
Bir aile…
Bir hikâye…
Bir emek…
Bir umut vardır.
En acısı ;
Bazı insanlar yardım istemeden önce çok uzun süre susarlar…
Sessizlik güç sanılırsa, bir gün o sessizlik çığlığa dönüşür…
Bu ülkenin huzurunu emanet ettiğiniz insanı huzursuzluğa mahkûm edilmesin…
Polis huzur bulmadan toplum huzur bulmaz/bulamaz…
Unutulmasın ki;
Devlet, vatandaşının huzurunu koruyan polisin de huzurundan sorumludur…