MESLEK ANILARI Afiş

 

MESLEK ANILARI

Afiş

1990’lı yıllarının sonu,

Yer…

Şanlıurfa.

Nevruz öncesi…

Teröristbaşının yeni yakaladığı
yıllar…

Sürekli ihbar ,

Bazen planlı,

bazen plansız uygulamalar…

Bir ihbar üzerine ,

Şanlıurfa merkezden Güvenlik şube ekibi

olarak Birecik sınıra doğru yola çıktık.

İstihbarat birimleri, terörle mücadele
ekipleri,

Tafik ve jandarma…

Farklı kurumlar,

farklı birimler

Aynı nokta…

Gaziantep yolu,

Birecik sınırı…

Hepimizin amacı ortak…

Farklı illerden

Halfeti’ye doğru gelen bazı gruplar
arasında, aranan şahısların ve olası eylem hazırlığındaki kişilerin
tespiti,yakalanması

Sabahın

ilk saatleri..

Alacakaranlık …

Saat 05.00–06.00 civarı…

Mersin’den gelen bir otobüs trafik
ekipleri tarafından durduruldu.

Otobüsün içi kalabalıktı.

Yaşlı amcalar, başörtülü teyzeler,
sakallı erkekler…

Biraz yorgun ,

Bir o kadar da bir yere yetişme hissiyle
dolu insanlar…

Rutin kontroller …

Üst araması..

Kimlik kontrolü,

GBT sorgusu…

Farklı suçlardan aranan

birkaç şahıs…

Benim dikkatimi çeken asıl şey, otobüsün
bagajında çıktı…

Çuvallar dolusu afiş, pankart ve çeşitli
materyaller…

İçlerinden biri vardı ki, hafızama
kazındı.

Yıkıntı halindeki bir ev fotoğrafı…

Terörist başının doğduğu ev olduğu iddia
edilen…

Fotoğrafın üzerinde büyük harflerle

“İnsanlığın kıblegâhına yolculuk.” afiş
haline getirilmiş

Altında ise, terör örgütü elebaşına
atfedilen

Ben hiç doğmadım,doğduysam yaşamadım…

şeklinde devam eden sözler…

O an durup düşündüm.

Kıble …

Müslümanlar için yön,

Secde edilen yer, yönünü tayin eden
merkez…

Yani her şey…

Peki afiş neyin nesiydi…?

Elimdeki afişlerle otobüsün içine
yöneldim.

Sahibini ararken, dışarıda bekleyen
yolculardan biri yanıma yaklaştı.

Yaşlı bir amcaydı.

Sakallı…

Hayatın bütün yorgunluğu üzerinde ,

70 yaşlarında… Yüzünde yorgunluk, ama
bir o kadar da masum bir ifade.

Biraz sert bir tonla sordum:

-Amca, adın ne?

Söyledi.

Ardından ,

Senin kıblen neresi?Tereddüt etmeden
cevap verdi:

-Kâbe

Elimdeki afişi gösterdim.

-Peki bu ne? dedim.

Bir anda değişti gözleri …

Bir şaşkınlık,

anlamaya çalışma, tedirginlik…

Ben bilmem dedi.

Bizi Şanlıurfa’da dergâha
götüreceklerini söylediler…

İbrahim Peygamber’in makamına…

Cümlesini tamamlayamadı.

Çünkü o an,

aslında nereye geldiğini fark etmeye
başlamıştı…

O an anladım ki sadece güvenlik değildi
mesele…

Mesele;

insanların neye inandırıldığıydı.

Yanlış yönlendirilmiş İnanç en tehlikeli
silahtır..

O gün gördüğüm şey, bana yıllarca
unutamayacağım bir gerçeği öğretti…

İnsanları zorla değil, inandırarak
yönlendirmek daha kolaydır.

Dini duygular…

Kutsal kavramlar …

Güven duygusu…

Dergâh,

Ziyaret ,

kıble…

Bu kelimeler,

o inanlar için de kutsaldı…

Birileri bu kutsalları kendi
ideolojisine araç yapmıştı…

En acı olan ise;

Otobüsteki insanların çoğunun aslında
neye,gittiğini neye hizmet ettiğini bilmemesiydi…

Biz o gün görevimizi yaptık…

Arananları yakalandı, materyallere el
konuldu..

süreci yönettik…

Ama benim aklımda kalan ne operasyondu,
ne de yakalananlar…

Aklımda kalan, o yaşlı amcanın yüzündeki
ifade…

İnançla çıkılan bir yolun, nasıl
istismar edilebildiğini gördüm o gün.

Ve şunu bir kez daha anladım:

Cehalet sadece bilgisizlik değildir…

Yanlış bilgi,

Yönlendirilen zihin,

en tehlikeli güce dönüşebilir.

Toplumu ayakta tutan değerler, aynı
zamanda onları zayıflatmak için de kullanılabilir.

Bu yüzden mesele sadece güvenlik değil,

aynı zamanda bilinçtir.

Çünkü insan yolunu kaybettiğinde…

kıblesi de değişir.

 

Leave a Reply