POLİS
-1-
EMEKLİ OLUNCA KAPANAN KAPILAR
Bir teşkilat…
Bir gençlik…
Bir ömür…
Emeklilik…
Ve emeklilikten sonrası…
Polis kimdir?
Nedir?
Ne iş yapar?
Niçin vardır?
Bir teşkilat hangi amaçla kurulur,
hangi sorumlulukları üstlenir?
Polislik sadece bir meslek midir?
Sorular…
Sorular…
Peki, ya cevaplar?
Cevaplarınızı, özellikle meslektaşlarımın vereceği cevapları duyar gibiyim.
Polislik bir meslek değildir…
Fedakârlıktır…
Bir hayat biçimidir…
Ortak sorumlulukların, dayanışmanın
ve derin bir aidiyet duygusunun adıdır…
Böyle denir, böyle anlatılır…
Kimi zaman peş peşe sıralanan süslü cümlelerle mesleğin fedakârlığından, dayanışmasından ve kutsallığından söz edilir.
Peki, bütün bunlar yalnızca sözlerden mi ibarettir/yada öyle mi olmalıdır?
Yoksa yaşanmış bir hayat gerçeği midir?
Gelin, sizi çok uzaklara değil, mesleğin yıllarına götüreyim.
Bir zamanlar bu teşkilatta geceler gündüzlere karışır, mesai kavramı çoğu zaman anlamını yitirirdi…
Görev bitse bile sorumluluk bitmez, mesai sona erse bile mesleğin meseleleri zihinden çıkmazdı.
Karakollar yalnızca görev yapılan yerler değildi.
Aynı zamanda dostluğun, dayanışmanın ve ortak yaşanmışlıkların mekânıydı.
Ortak para toplanır,
yemekler hazırlanır,
aynı sofranın etrafında bir araya gelinirdi…
Olay olmadığı zamanlarda çaylar içilir, sohbetler edilir, bazen mesleğin meseleleri konuşulur,
bazen de günlük hayatın sıradan dertleri paylaşılırdı…
Kimi zaman bir arkadaşın sıkıntısı herkesin meselesi olur,
kimi zaman birinin mutluluğu bütün ekibin sevincine dönüşürdü…
Birlikte güler, birlikte üzülür, görev olduğunda birlikte koşardık…
Aynı üniformayı taşımak,
aynı sorumluluğu paylaşmak ve aynı tehlikelerle yüzleşmek,
insanlar arasında kolay kolay kopmayacak bağlar oluştururdu….
Dostluk,
dayanışma
ve aidiyet,
meslek hayatımızın ayrılmaz parçalarıydı…
Bu demek değildi ki kusursuzdu…
Elbette geçmişinde dekendine özgü sorunları,
kırgınlıkları
ve haksızlıkları vardı…
Hafızamda meslek yıllarını anlamlı kılan ortak yaşanmışlıklar hâlâ canlılığını koruyor.
Peki, ne oldu da yıllarca bu Teşkilatın içinde yaşayan insanlar, emekli olduktan sonra uzaklaşmaya ,karakolun bile önünden geçmekten imtina etmeye başladılar..?
Bugün;
Bazı emekli polislerin karakollara uğramadığı,
polis evlerinde kalmadığı, eski çalışma arkadaşlarıyla görüşmekten kaçındığı,
hatta kimi zaman bir meslektaşına selam
vermekte bile tereddüt
ettiği görülüyor.
Öyle ki bazıları, bir zamanlar ömrünü verdiği mesleğin mensubu olduğunu söylemekten dahi imtina ediyor,
kimi zaman polis olduğunu gizleme ihtiyacı hissediyor…
Bir zamanlar aynı sofranın etrafında buluşan,
aynı çayı paylaşan,
aynı olayın ardından
omuz omuza veren
insanlar, emeklilikten
sonra neden yabancılaşıyor/ yabancılaşabiliyor?
Nerede kaldı o meslektaşlık ruhu?
Nerede kaldı sevgi,
saygı,
vefa
ve dayanışma?
Eskiden büyüğün
tecrübesine değer verilir,
küçüğün heyecanına
anlayış gösterilirdi….
Büyük,
küçüğe sahip çıkar,
küçük, büyüğünün tecrübesinden
yararlanırdı…
Rütbe ve kıdem, sorumlulukla birlikte değerlendirilir,
karşılıklı saygının,
mesleki birikimin ve dayanışmanın önemli bir parçası sayılırdı…
Bugün sorgulanmasıgereken, insanları bir arada
tutan ortak değerlerin
ne ölçüde
korunabildiğidir.
Acaba bazı ilişkiler
rütbe,
makam,
çıkar
veya güncel görev
bağlantıları üzerinden mi yürümeye başladı?
İnsanların birbirine gösterdiği saygı, yalnızca görevdeki konumuna mı bağlı?
Makam sona erdiğinde, geriye insanın emeği ve hatıraları dışında hiçbir
şey kalmıyor mu?
Rütbe geçicidir,
makam geçicidir,
görev geçicidir.
Kalıcı olması gereken,
insanın meslektaşına duyduğu saygı
ve yılların içinden
süzülüp gelen vefadır.
Her emeklinin teşkilattan uzaklaşmasının nedeni aynı değildir/olmayabilir…
Kimi kendi tercihiyle
yeni bir hayat kurar,
kimi geçmişte yaşadığı kırgınlıklar nedeniyle
geri çekilir,
kimi de kendisini artık o dünyanın bir parçası
olarak hissetmez…
Maalesef böyle bir uzaklaşma vardır ve sebepleri araştırılmalıdır…
Çünkü asıl kayıp, emekli polisin karakola uğramaması değildir.
Asıl kayıp, yıllarca süren meslek bağlarının neden zayıfladığının yeterince merak edilmemesidir…
Bir Teşkilatın gücü ;
personel sayısıyla,
araçlarıyla,
binalarıyla
veya operasyon
kabiliyetiyle mi ölçülmelidir?
ölçülebilir mi?
Geçmişine,
insanına,
tecrübesine
ve yıllarını
vermiş mensuplarına
nasıl sahip çıktığı da bu gücün bir parçası olması gerekmez mi?
Bir zamanlar kapısından girerken kendisini evinde hisseden insan,
bugün neden o kapıdan girmeye çekiniyor?
girmiyor…
Sahi biz mi teşkilattan
uzaklaştık….
yoksa teşkilat mı
bizden uzaklaştı?
Belki de bu sorunun cevabı, mesleğin bugünkü sorunlarını anlamanın ilk adımıdır…
Gün gelir her kurum/teşkilattan olduğu gibi polislikten de emekli olunur./okunacaktır…
Ama ;
insanın yıllarca taşıdığı emeği,
hatıraları,
meslek onuru
ve aidiyet duygusu devam eder /edecektir/etmelidir…
Devam edecek…