MESLEK ANILARI
Meslek hayatım boyunca Türkiye’nin farklı şehirlerinde, farklı görevlerde bulundum. Her görev yeri bana yeni tecrübeler, yeni sorumluluklar ve unutulmayacak anılar kazandırdı. Kimi zaman zorlu operasyonların içinde, kimi zaman devlet ile vatandaş arasında güven köprüsü kurmaya çalışırken, kimi zaman da birbirinden kıymetli meslektaşlarımla omuz omuza görev yaptım.
Bu satırlarda anlatacaklarım yalnızca yaşanmış olaylar değildir. Aynı zamanda bir dönemin polislik anlayışını, meslek ahlakını, ekip ruhunu, dostluğu, fedakârlığı ve insan ilişkilerini geleceğe bırakılmış birer hatıradır.
Yıl 1999…
Şanlıurfa Güvenlik Şube Müdürlüğünde görev yaptığım yıllar…
Hayatım boyunca birçok ilde, birçok farklı görevde bulundum. Her görevin kendine özgü zorlukları, her şehrin ayrı bir hikâyesi vardı. Ancak bazı yıllar vardır ki sadece meslek hayatınızın değil, hayatınızın da en kıymetli hatıraları arasına yerleşir.
İşte Şanlıurfa Güvenlik Şube Müdürlüğünde geçirdiğim yıllar benim için böyle yıllardı.
O dönem sivil görev yapıyorduk. Üniformamız yoktu. Kalabalıkların içinde fark edilmeden çalışıyor, bazen saatlerce süren takipler yapıyor, bazen peş peşe gelen görevlerle günün nasıl geçtiğini anlamıyorduk. Mesaimiz saatle değil, ihtiyaçla ölçülürdü.
Terörle mücadeleden toplumsal olaylara, koruma görevlerinden operasyonlara kadar yoğun bir çalışma temposu içindeydik. Görevin ne zaman başlayacağı belli olurdu ama ne zaman biteceği çoğu zaman belli olmazdı.
Bazen bir telefonla başlayan görev sabaha kadar devam eder, bazen günlerce süren bir çalışmanın sonunda elde edilen küçücük bir bilgi, büyük bir olayın çözülmesine katkı sağlardı.
Sivil çalışmanın kendine özgü bir sorumluluğu vardı. Üniformanız olmadığı için sizi görenler bir polis olduğunuzu anlamazdı. Fakat siz, üzerinizde üniforma olmasa da devletin sorumluluğunu taşıdığınızı bilirdiniz.
Böylesine yoğun ve zaman zaman ağır sorumluluklar taşıyan bir çalışma ortamında, insanın nefes alabileceği küçük anlar da olurdu. İşte o anlar, bugün dönüp baktığımda meslek hayatımın en güzel hatıraları arasında yer alıyor.
Şubede boş zamanlarımız olduğunda kendi aramızda voleybol oynardık. Bazen ciddi bir maç havasına girer, bazen de tamamen eğlencesine oynardık. Yenilen takım, yenene meşrubat ısmarlardı. Bu küçük iddialar bile şubede ayrı bir neşe oluştururdu. Maç bittiğinde hep birlikte oturur, meşrubatlarımızı içer, biraz önce sahada birbirimize karşı yarışan insanlar olarak yeniden aynı sofranın etrafında buluşurduk.
Aslında o voleybol maçlarının kazananı da kaybedeni de yoktu. Çünkü sonunda kazanan hep dostluk olurdu.
Ek görev çıktığında ise durum değişirdi. Görevin niteliğine göre hep birlikte şubede olur, görevimizi beklerdik. Kimi zaman saatlerce süren bir bekleyiş yaşanırdı. Böyle zamanlarda herkes bir köşede kendi işiyle ilgilenir, bir süre sonra sohbet koyulaşırdı. Beklemek bile birlikte olduğumuzda başka bir anlam kazanırdı.
Öğle saatlerinde, eğer ek görevimiz yoksa, bazen şubenin bahçesinde mangal yakardık. Birkaç parça et, biraz ekmek, domates, biber… Büyük sofralara ihtiyaç duymazdık. Önemli olan aynı sofranın etrafında toplanmaktı.
Kimi zaman çiğ köfte yoğurur, sazımı elime alır, türkü söylerdim. Arkadaşlar da eşlik ederdi. Şubenin ciddi ve yoğun havası bir anda değişir, resmi görevlerin, telefonların, dosyaların ve günlük telaşın arasında insan olduğumuzu hatırlatan güzel anlar yaşardık.
Sazın teline vurulan her mızrap, söylenen her türkü, paylaşılan her lokma aslında bizi birbirimize biraz daha bağlardı.
Bugün geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki o günlerin güzelliği sadece yaptığımız görevlerde değildi. Birlikte gülmekte, birlikte yorulmakta, birlikte yemek yemekte, birlikte türkü söylemekteydi.
O yıllarda görev yaptığım arkadaşlarımla yalnızca aynı kurumun mensupları değildik. Aynı zamanda birbirimizin güvencesi, yeri geldiğinde birbirimizin ailesi gibiydik. Zor görevlerde birbirimize güvenmek, birbirimizin açığını kapatmak ve gerektiğinde hiç düşünmeden omuz omuza durmak mesleğin en önemli kurallarından biriydi.
Bazen saatlerce süren görevlerin ardından bir bardak çay, bazen öğle arasında yakılan bir mangal, bazen kazanılan ya da kaybedilen bir voleybol maçı, bazen de saz eşliğinde söylenen bir türkü…
Bugün bunların her biri gözümde birer fotoğraf karesi gibi.
Meslek hayatı sadece tutulan tutanaklardan, yapılan operasyonlardan, nöbetlerden ve resmi görevlerden ibaret değildir.
Meslek hayatı aynı zamanda insandır.
Dostluktur.
Güvendir.
Fedakârlıktır.
Bazen ailesinden, çocuğundan, kendi hayatından vazgeçip görevinin başında olmaktır.
Ve bazen de bütün bu ağır sorumlulukların arasında birlikte gülmeyi, birlikte yemek yemeyi ve hayatın küçük güzelliklerini paylaşmayı bilmektir.
Aradan yıllar geçti. O günlerin birçoğu bugün artık birer hatıra…
Kimi arkadaşlarımız emekli oldu, kimi başka görevlere gitti, kimi hayatını kaybetti. Ancak görev yaptığımız yıllarda kurulan dostluklar, yaşanan zorluklar ve paylaşılan anılar hiçbir zaman unutulmadı.
Belki bugün o günlerdeki gibi aynı sofranın etrafında toplanamıyoruz. Aynı voleybol sahasında karşı karşıya gelemiyoruz. Şubenin bir köşesinde çiğ köfte yoğurup saz eşliğinde türkü söyleyemiyoruz. Ama insanın yüreğinde bazı sofralar hiç dağılmaz.
Bazı türküler hiç susmaz.
Bazı dostlukların üzerinden yıllar geçse de sesi eksilmez.
Bu vesileyle, aynı görev çatısı altında birlikte çalıştığım, aynı sorumluluğu taşıdığım, iyi ve kötü günlerde omuz omuza olduğum tüm meslektaşlarımı saygı, sevgi ve vefa duygularımla anıyorum.
Aramızdan ayrılan, başta görev şehitlerimiz olmak üzere hayatını kaybeden tüm meslektaşlarıma Allah’tan rahmet, geride bıraktıkları ailelerine sabır diliyorum.
Halen görev başında olan meslektaşlarıma sağlık, huzur, başarı ve kazasız belasız hayırlı görevler diliyorum.
Emekli olan tüm meslektaşlarıma ise sağlıklı, huzurlu ve sevdikleriyle birlikte güzel bir ömür temenni ediyorum.
Çünkü meslek biter, makamlar geride kalır, üniforma çıkarılır…
Ama meslektaşlık, vefa ve birlikte yaşanan hatıralar insanın yüreğinde ömür boyu yaşamaya devam eder.
Belki bu satırları yıllar sonra okuyacak genç bir polis, bizim yaşadığımız dönemi biraz olsun anlayacak. Belki de görecek ki mesleğin en büyük mirası yalnızca yapılan görevler değil; meslek ahlakı, ekip ruhu, dayanışma, fedakârlık ve insanlık duygusudur.
Ben de bu anıları biraz bunun için kaleme alıyorum.
Yaşananları anlatmak, geçmişi hatırlamak ve o yıllarda birlikte yürüdüğümüz insanların hatırasını yaşatmak için…
Çünkü bazı görevler sona erer, bazı yollar biter, bazı insanlar aramızdan ayrılır; fakat gerçek dostluklar ve güzel hatıralar hiçbir zaman bitmez.
İşte meslek anıları biraz da bunun için vardır:
Unutulmamak ve unutturmamak için…