konvoy

MESLEK ANILARI

Konvoy

Yıl 2000…

Görev yerim Şanlıurfa Güvenlik Şube Müdürlüğü.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in Şanlıurfa ziyareti nedeniyle günler öncesinden yoğun bir hazırlık başlamıştı. Güvenlik planları hazırlanıyor, güzergâhlar belirleniyor, toplantılar yapılıyor, en küçük ayrıntı bile titizlikle değerlendiriliyordu.

Devletin zirvesinden bir isim gelecekti ve doğal olarak herkes üzerine düşeni eksiksiz yapmaya çalışıyordu.

Hazırlık sürecinde yapılan toplantılardan birinde dikkatimi çeken bir konuşma yaşanmıştı. Dönemin Valisi, parti yöneticileriyle yaptığı görüşmede nazik bir şekilde:

— Şanlıurfa’da partinizin tabanı çok güçlü değil. İsterseniz Sayın Başbakan’ın ziyareti kapsamında devlet protokolünün de katkı sağlayacağı daha geniş katılımlı bir organizasyon planlayabiliriz, demişti.

Parti İl Başkanı ise kendinden emin bir tavırla cevap vermişti:

— Gerek yok Sayın Valim. Ben Sayın Başbakanı partimin önünde halkın omuzlarında görmek istiyorum.

O gün bu sözler toplantı salonunda kısa bir sessizlik oluşturmuştu.

Çünkü siyaset bazen beklentiler üzerine kuruluydu, hayat ise gerçekler üzerine…


Ziyaret günü geldi.

Sabah saatlerinde havalimanı adeta bir insan seline dönüşmüştü. Bayraklar dalgalanıyor, sloganlar yükseliyor, araç kuyrukları kilometrelerce uzanıyordu.

Görüntü etkileyiciydi.

Fotoğraf güçlüydü.

Kalabalık, objektiflere istenilen mesajı veriyordu.

Ancak sonradan öğrendiğimiz bazı bilgiler vardı ki olayın perde arkasını anlamamıza yardımcı olacaktı.

Anlatılanlara göre, havalimanına gelen araçların önemli bir kısmının yakıt masrafları parti teşkilatları tarafından karşılanmıştı. Çevre ilçe ve köylerden getirilen insanlar sabahın erken saatlerinde havalimanında yerlerini almışlardı.

Fakat kalabalığın bir kısmı Başbakan’ı karşılamak için oradaydı; programın tamamını takip etmek için değil.

Nitekim karşılama tamamlandıktan sonra Başbakan’ın konvoyu Halfeti yönüne hareket ettiğinde ilginç bir durum ortaya çıkmıştı.

Kavşak noktasına gelindiğinde araçların önemli bir bölümü konvoyu takip etmek yerine kendi güzergâhlarına yönelmişti.

Kimisi köyüne dönmüş…

Kimisi ilçesinin yolunu tutmuş…

Kimisi de günlük hayatına geri dönmüştü.

Aslında ortada bölünen bir konvoy değil, dağılan bir kalabalık vardı.

Ama bu gerçek henüz kimsenin görmek istemediği bir gerçekti.


Program kapsamında Sayın Başbakan, Birecik Barajı suları altında kalan yerleşim yerleri için Halfeti yakınlarında yapılan Köykent Projesi konutlarının teslim törenine katıldı.

Tören tamamlandı.

Konvoy yeniden il merkezine döndü.

Sıradaki program parti binası önündeki halk buluşmasıydı.

Fakat işte her şey tam o noktada değişti.

Sabah havalimanında görülen kalabalıktan eser yoktu.

Meydan beklenenden çok daha sakindi.

Parti binasının önünde yalnızca birkaç yüz kişi vardı.

Boşluk, kalabalıktan daha görünür hale gelmişti.

Ve bazen sessizlik, en yüksek sloganlardan daha fazla şey anlatır.


Bu manzara Sayın Başbakan’ın moralini ciddi şekilde bozmuştu.

Parti yöneticileri ise sebebi kendi içlerinde aramak yerine başka adreslerde aramaya başladılar.

Bir anda şu iddialar ortaya atıldı:

— Konvoy bölündü…

— İnsanlar yönlendirildi…

— Kalabalığın dağılması sağlandı…

— Bunun sorumlusu Valilik ve Emniyet Müdürlüğü…

Kısa sürede olay Ankara’ya kadar ulaştı.

Oklar dönemin Valisi ve İl Emniyet Müdürü’ne çevrildi.

Ardından müfettişler görevlendirildi.

Dosyalar açıldı.

İfadeler alındı.

Araştırmalar başladı.

Bir şehrin üzerine görünmez bir sis çökmüştü.

Çünkü bazen gerçek kaybolmaz; sadece önyargıların arkasında görünmez hale gelir.


Müfettişler oldukça kararlı ve biraz da önyargılı gelmişlerdi.

Telsiz kayıtları incelendi.

Şubelerden bilgiler toplandı.

Personelin ifadeleri alındı.

Ancak önemli bir sorun vardı.

Tedbir planında yer almasına rağmen bazı telsiz görüşmeleri haber merkezince kayıt altına alınmamıştı.

Eğer kayıtlar eksiksiz olsaydı mesele çok daha kısa sürede açıklığa kavuşacaktı.

Eksik kalan her kayıt ise şüpheyi büyütüyordu.


Tam o günlerde arkadaşlarla yaptığımız değerlendirmeler sırasında aklıma farklı bir ihtimal geldi.

Tedbir planında eskort araçlarından birinde sürekli kayıt yapan kamera sistemi bulunuyordu.

Belki de cevap oradaydı.

Hemen görüntüleri incelemeye başladık.

Saatler süren çalışmanın ardından kayıtlar tek tek izlendi.

Metrajlar çıkarıldı.

Ve sonunda aradığımız gerçek karşımıza çıktı.

Görüntülerde dönemin İl Emniyet Müdürü’nün açık ve net talimatları yer alıyordu:

— Konvoy bölünmeyecek.

— Hiçbir araç ayrılmayacak.

— Program planlandığı şekilde devam edecek.

İddiaların tam tersini gösteren kayıtlar elimizdeydi.

Gerçek, sessizce bir video kasetinin içinde saklanıyordu.


Durumu hemen İl Emniyet Müdürü’ne arz ettim.

Yüzündeki endişenin yerini ilk kez umut aldı.

Kendisine hazırladığım metrajları sundum ve görüntülerin müfettişlere izletilmesini teklif ettim.

Müdür Bey kabul etti.

Ancak müfettişlerle ilişkilerin gergin olması nedeniyle gösterimin kendi makamında değil, Güvenlik Şube’deki odamda yapılmasını istedi.

Hazırlıklara başladık.

Odamız küçük bir toplantı salonuna dönüştü.

Görüntü sistemi kuruldu.

Kasetler hazırlandı.

Metrajlar dosyalandı.

Misafirlerimiz için meyveler, kuruyemişler ve tatlılar ikram edildi.

Çünkü Anadolu’da bazen hakikatin kapısını açan anahtar, bir bardak çay ve samimi bir tebessüm olabilir.


Müfettişler geldi.

Görüntüler izlenmeye başladı.

Dakikalar ilerledikçe odadaki hava değişiyordu.

Başlangıçta sert olan yüz ifadeleri yumuşuyor…

Mesafeli bakışlar yerini anlayışa bırakıyordu.

Soruların tonu değişiyor…

Önyargılar sessizce geri çekiliyordu.

Çünkü gerçek ortaya çıktığında en güçlü iddialar bile gücünü kaybeder.

Gösterim sona erdiğinde müfettişlerin tavrı tamamen değişmişti.

İl Emniyet Müdürü de bunu fark etmişti.

Daha sonra bana dönerek:

— İlk defa rahatladılar. İlk defa oturup bir şeyler yiyip içtiler. İlk defa yüzleri güldü, demişti.

Ardından da sarılarak teşekkür etmişti.

Meslek hayatım boyunca unutamadığım teşekkürlerden biri buydu.


Aradan yıllar geçti.

Siyaset kendi yoluna gitti.

İnsanlar değişti.

Makamlar değişti.

Ama o gün bana önemli bir ders verdi.

Bazen insanlar kendi hatalarının sebebini başka yerde ararlar.

Bazen boş meydanların sorumluluğu güvenlik planlarına yüklenir.

Bazen kalabalıkların eksikliği bir komplonun sonucu sanılır.

Oysa gerçek çok daha sade olabilir.

O gün bölünen şey konvoy değildi.

Dağılan şey beklentilerdi.

Sabah havalimanında çekilen fotoğraf ile öğleden sonra parti binasının önündeki manzara arasındaki fark, güvenlik tedbirlerinden değil; hayatın kendi gerçeğinden kaynaklanıyordu.

Çünkü meydanları doldurmak kolaydır.

Gönülleri doldurmak ise zordur.

Ve meslek hayatım boyunca şunu öğrendim:

Gerçek bazen yüksek sesle konuşmaz.

Bir kasetin içinde sessizce bekler.

Doğru zamanı geldiğinde de bütün gürültüleri susturur.

Leave a Reply