BEYAZIN SESSİZ HALİ

Beyaz;
temizlik…
masumiyet…
gelinlik…
yeni sayfa…
yeni umut…
özdeşleştirilir beyazla…
Her insan üç hayat yaşar;
Beklediği, 
yaşadığı 
ve geriye bıraktığı…
Bir beyaz daha vardır;
sessiz…
soğuk…
vicdanla baş başa kalınan yer…
ölüm döşeği…
Kırmızının tutkusu…
yeşilin huzuru…
mavinin sonsuzluğu…
altının ihtişamı…
cezbeder insanoğlunu…
Hayat ise;
tüm renklerden örülmüş uzun bir yolculuk…
Yol biter,
Renkler solar…
 beyaz kalır geriye sadece…
Ölüm döşeği…
unvan,
makam,
servet,
alkış,
tezahüratın hiçbir anlamının olmadığı yer…
Hayatı boyunca duvar örer bazıları…
Gün gelir, bütün duvarlar geride kalır…
Gerçekteki kendisiyle karşılaşır ilk kez…
Aynada gördüğü yüz, toplumun baktığı yüz müdür?
Yoksa vicdanın tanıdığı yüz mü?
“Nasıl yaşamalıyım?” sorusuna cevap arar insan…
Sokrates ne güzel ifade etmiştir;
Sorgulanmamış bir hayat, yaşanmaya değmez…
Mesele, ölümün kendisi kadar nasıl bir hayat yaşandığıdır.
İnsanı hakikate yaklaştıran iki şey vardır:
ölüm ve hızla tükenen ömür…
Yaşamın düşmanı mıdır ölüm?
Yoksa en dürüst öğretmeni mi?
“Keşke…” diyeceğin bir hayat yaşama.
Sevdiğini zamanında söyle, erteleme.
Affet, kin tutma.
Haklı değil, insan ol…
Demektedir anlayana ölüm döşeği…
Son nefes…
Sahip olduklarının bir anlamı var mıdır?
Önemli olan sahip olmak değil,
paylaşmak…
paylaşabilmektir…
İnsan, ölümsüzmüş gibi plan yapar;
aldığı nefesin bile kendisine ait olup olmadığını bilmez…
Ne kadar garip, değil mi?..
Ölüm, yaşama değer katar…
Sonlu olan her şey kıymetlidir…
Yaşam gibi…
Ölüm döşeğinin beyazlığı…
hayatın en sade ama en güçlü cümlesi…
Konuşmaz…
Bağırmaz…
Çağırmaz…
Yargılamaz…
Sadece bekler…
Ne bıraktın geride?
Yaşamaya değer bir hayatın izi mi?
Yoksa…
Gerçek miras;
bankadaki hesap,
tapular
ya da makam değildir…
Ardından edilen samimi bir dua…
Gözyaşıyla hatırlanan bir iyilik…
Ve unutulmayan güzel bir isim…
Gün gelecek, herkes, hepimiz aynı beyazlığın misafiri olacak…
Önemli olan, üzerimizi örten beyaz kefenin vicdanımızın da aynası olacağını unutmamaktır…
Ölüm döşeğinin beyazlığı, hayatın bittiği yer midir?
Yoksa insanın kendisi hakkında söyleyebileceği son hakikat midir?
Ona göre;
dinle,
düşün,
anla,
ağla…
ya da gül…
Çünkü;
Ölüm döşeği insanın vicdanına verdiği son hesaptır…

Leave a Reply