ÖLÜ BEYİN SENDROMU
Oksimiron
Bazen nefes alır
ama
yaşamaz insan…
Yürür ama hissetmez…
Konuşur ama düşünmez…
Ölü beyin sendromu
Çağımızın ruhunu anlatan toplumsal ve zihinsel bir çöküş…
Beden olarak yaşayan, zihinsel olarak uyuşmuş…
Düşünmüyor…
Sorgulamıyor…
Hissetmiyor…
Sadece tekrar ediyor.
Kalk…
Çalış…
Tüket…
Ekrana bak…
Uykuya dön…
Ve aynı döngüyü yeniden yaşa…
Modern insanın trajedisi…
George Orwell ‘e göre,
en korkutucu şey, insanların düşünme yeteneğini kaybetmesidir …
Bilgi çağında yaşadığı halde gerçeğe hiç olmadığı kadar uzak…
Bilgi arttı,
bilinç değil…
Dinlemek…
Niçin dinler insan…
Öğrenmek için mi?
Yoksa haklı çıkmak ya da
tuzak kurmak için mi?
İnsanlar artık öğrenmek için değil, haklı çıkmak için dinliyor…
Hemde tuzak kurarak…
Anlamak için değil, tepki vermek için konuşuyor.
Düşünce yerini sloganlara bıraktı.
Okuyan ,dinleyen, sorgulayan insan azalırken, ezberleyen insan çoğaldı…
Nietzsche’nin dediği gibi;
İnsanların çoğu düşünmektense ölmeyi tercih eder…
Ölü beyin sendromu…
Zihnini kullanmayı bırakması insanın…
Ekranlar insanın dikkatini değil,
zihnini işgal eder…
Sürekli bildirimler,
kısa videolar,
yapay gündemler…
Okumaz ,
anlamaz ,
düşünmez,
zihni derinleşmez,
Kitap sayfasına sabredemeyen , hayatın anlamına nasıl sabredebilir?
Düşünmeyi bırakan yönlendirilen,
kitle psikolojisinin piyonu haline gelir…
Gustave Le Bon’a göre
kitleler düşünmez, etkilenir…
Günümüzde toplumların büyük kısmı duygularla yönetiliyor.
Korkuyla…
Öfkeyle…
Algıyla…
Bazen fark etmeden ,
bazen de bilerek aklını kiraya verir bazıları…
Ne düşünmesini istiyorlarsa onu düşünür,
Neye kızmasını istiyorlarsa ona kızar…
Neyi alkışlamasını istiyorlarsa onu alkışlar…
Nedir özgürlük?
Nerede başlar?
Zihinde başlar özgürlük…
Düşünmeyen insan özgür değildir.
Mevlânâ’nın çağları aşan, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol sözü adeta günümüze ışık tutar..
Kendisi olmaktan uzaklaşır ‘mış’ gibi yaşayan yığınlar haline gelir…
Sosyal medyada mutlu görünmeye çalışan mutsuz insanlar…
Kalabalık içinde yalnız kalan ruhlar…
Sürekli konuşan anlaşamayan toplumlar…
Yorgun zihinler …
Byung-Chul Han’ın dediği gibi;
Modern insanın hastalığı enfeksiyon değil, tükenmişliktir….
Sadece fiziksel olarak değil ,zihinsel olarakta çöküyor insan…
Düşünmek yoruyor…
Hissetmek yoruyor…
Vicdan taşımak yoruyor…
İnsanlar giderek daha yüzeysel yaşamaya başlıyor.
Ölü beyin sendromunun en tehlikeli tarafı ise insanın bunun farkında olmamasıdır…
Kendi düşüncesi sandığı birçok şey aslında yüklenmiş hazır kalıplardır,
Ama farkında bile değildir.
Ne izleyeceği belirleniyor…
Ne düşüneceği yönlendiriliyor…
Neye inanacağı şekillendiriliyor…
Zamanla iç sesini, vicdanını ,karakterini kişiliğini kaybediyor…
Gerçekleri görebilmek,doğruları bulabilmek için insanın düşünmesi gerekir…
Bilgi yeterli midir?
Yeterli değildir bilgi…
Bilinç gerekir..
Bilinçsiz bilgi, insanı hızlı tüketen aparatlardır..
Sokrates’in çağımıza ayna olan ;
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez sözü manidardır..
Durmalı bazen insan,
kendi zihnine dönmeli…
Gerçekten ne düşündüğün
kendine sormalı…
Başkalarının sesini dinleyen günün birinde kendi sesine yabancılaşır….
Yaşayan,
kalbi atan, düşünmeyen insanlar…
Toplumun çöküşü ekonomik krizlerle değil, düşünmeyi bırakan zihinlerle başlar…Düşünmeyen zihin zamanla vicdanını, vicdanını kaybeden insan ise insanlığını yitirir…
Bir toplumun çöküşü, kitapların kapanması, sorgulayan insanların azalması, hakikatin yerini algının almasıyla başlar…
Aynı öfke,
aynı korku,
aynı cümleler,
aynı alkışlar…
Zincirlerle yaşayan ve kendini özgür sanan insanlar…
Düşünebildiği kadar özgürdür insan…
Düşünmektir en büyük devrim…
Susturulan vicdanını dinleyebilmektir en büyük cesaret …
Kurtuluştur kendi ruhuna dönebilmek…
Oksimoron ;
Yaşayan insanların, çoktan ölmüş zihinlerle dolaşması…
Yalnızca düşündüğü kadar özgürdür insan..
Düşünmek ,
en büyük devrim… vicdanını susturmamak en büyük esarettir…
Gerçek kurtuluş, insanın yeniden kendi ruhuna dönebilmesidir…