MESLEK ANILARI şehit haberi

MESLEK ANILARI

O KAPIYI ÇALDIĞIMIZDA

1993 yılının sonlarıydı ya da 1994 yılının ilk ayları…

Isparta Merkez Karakolu’nda grup amiri olarak görev yapıyordum.

Sabah saatleriydi.

Karakola bir jandarma ekibi ve bir astsubay arkadaş geldi.

“Komiserim, bölgenizde bir şehidimiz var. Ailesine haber verilecek. Bizimle gelir misiniz?” dedi.

Bir an sustum.

Meslekte bazı görevler vardır; daha yola çıkmadan ağırlığını hissedersiniz.

Birlikte Demirköprü civarındaki adrese doğru yola çıktık.

Araçta kimse fazla konuşmuyordu.

Herkes biliyordu ki biraz sonra bir kapı çalınacak ve o kapının ardında bir ailenin hayatı değişecekti.

Adrese geldik.

Kapının önünde birkaç saniye durduk.

Sonra kapıyı çaldık.

Kapıyı şehidimizin annesi açtı.

Bizi görünce yüzündeki ifade bir anda değişti.

Sanki gelecek olan haberi daha biz söylemeden anlamıştı.

İçinden kopan bir çığlıkla yere yığıldı.

Ne diyeceğimizi, nasıl söyleyeceğimizi bilemeden kadına yardım etmeye çalıştık.

Derken baba geldi.

Yüzümüze baktı.

Ve o an, hayatım boyunca unutamayacağım bir cümle söyledi:

“Siz hiç hayırlı haber vermez misiniz?”

Meğer oğullarının teskere alıp eve dönmesini bekliyorlarmış.

Kapıyı da oğulları gelecek diye açmışlardı.

Belki birazdan o kapıdan içeri girecek, annesine sarılacak, babasının elini öpecekti.

Onlar bir evladın dönüşünü beklerken biz, bir daha hiç dönmeyeceğini söylemek için gelmiştik.

İşte o gün mesleğin kitaplarda yazmayan tarafını öğrendim.

Polis olmak bazen bir suçlunun peşinden koşmak değildir.

Bazen bir annenin gözlerinin içine bakıp, onun hayatındaki en ağır cümleyi söylemektir.

Bazen bir babanın sessizliğine şahit olmaktır.

Bazen de hiçbir kelimenin yetmediği bir yerde sadece susup başınızı öne eğmektir.

Bu, benim ilk şehit haberi verme görevimdi.

Aradan yıllar geçti.

Nice olay yaşadım, nice acıya şahit oldum.

Ama o kapının önü hiç silinmedi hafızamdan.

O annenin çığlığı…

O babanın yüzündeki tarifsiz acı…

Ve:

“Siz hiç hayırlı haber vermez misiniz?”

sözü…

Hâlâ kulaklarımda.

O gün anladım ki şehitlik yalnızca toprağa düşen kahramanın hikâyesi değildir.

Şehidin ardından ömür boyu sürecek bir hasret kalır.

Bir annenin kapıya bakışı…

Bir babanın sessizliği…

Bir eşin bekleyişi…

Bir çocuğun “Babam ne zaman gelecek?” sorusu…

Ve bir evin içinde, adı her anılan kişinin artık sadece hatıralarda yaşaması…

Biz o gün bir eve yalnızca bir haber götürmedik.

Bir ailenin hayatını “öncesi” ve “sonrası” diye ikiye ayırdık.

Yıllar geçse de bazı kapılar insanın hafızasında kapanmaz.

Benim için de o kapı hiç kapanmadı.

Her şehit haberini duyduğumda, yıllar önce Isparta’da çaldığımız o kapıyı hatırlarım.

Ve içimden hep aynı dua geçer:

Allah, şehitlerimize rahmet eylesin.

Geride bıraktıkları ailelerine sabır versin.

Bu vatan uğruna can veren bütün kahramanlarımızın mekânı cennet olsun.

Şehitlerimizin ailelerinin ve büyük Türk milletinin başı sağ olsun.

Şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyoruz.

Leave a Reply