Edebî Yazılar
Barut
GEÇMİŞTEN GELECEĞE Köprü & Gençlik
IRAKSAMA & Hayal hırsızlığı
Sessiz Çözülüş Toplumsal anomi
TOPLUMSAL ANOMİ
Sessiz çözülüş
Nedir toplumsal anomi…?
Görülmeyen bağlarla birbirine bağlıdır
toplum…
Değerler,
kurallar
anlamlar …
Gevşerse ,çözülürse bağlar ancak farkına
varır insan..
Ağaç yaprağıyla gürler der atalarımız…
Zayıflarsa bağlar sessizce dağılır
İnsanın gücü…
Kurallar susar, değerler anlamını
yitirirse?…
Başlar toplumsal anomi…
Durkheim’e göre anomi normsuzluktur…
Bireye yön veremez hale gelirse toplum,
yolunu bulmakta zorlanır insan …
İnsan yalnız kaldığında değil, istikametini
kaybettiğinde kaybolur…
Bir bütünün içinde anlamlıdır insan…
Merton’a göre, Toplum hedefleri sunar
ama o hedeflere ulaşma imkânlarını eşit dağıtmaz…
Eşitsizlik bireyi ya isyana ya da içsel
bir çöküşe sürükler…
Ulaşamadığı hedefte kendinden uzaklaşır,
farketmez insan…
Sürüden ayrılanı kurt kapar der
atalarımız…
Toplumdan kopan birey yalnızlaşmaz aynı
zamanda savunmasız hale gelir…
Toplumsal çözülme, her zaman yeniden
inşa ihtimalini de içinde taşır….
Toplumsal anomi sadece sosyolojik bir
kavram mıdır?
İç dünyasında açılan bir yaradır
insanın…
Turgut Uyar’ın Kalabalıklar içinde
yalnızım sözü konunun en yalın anlatımıdır…
Kalabalığın artması, yalnızlığın
azalması mıdır?
Kalabalıkların içinde de kaybolur
insan…
Cemal Süreya’nın dediği gibi yalnızlık
paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz….
Zamanla her şeye alışır insan…
Dostoevsky İnsan her şeye alışır der….
En büyük tehlike yalnızlığa
alışmaktır…
Alışılan şey sorgulanmaz.
Sorgulanmayan şey değişmez…
Albert Camus’a göre İnsan, anlamsız bir
dünyada anlam aramak zorundadır.
Bu arayış bittiğinde, insanın içindeki
yön duygusu da kaybolur…
Bireyin ruh dünyasında derin izler
bırakır toplumsal anomi…
İnsanın temel motivasyonu haz değil,
anlam arayışıdır…
Fromm’a göre modern insan özgür ama
yalnızdır…
Özgürlük dengelenmezse yalnızlığa
dönüşür…
İlişkilerin geçici olması çözülmenin
günümüzdeki en açık göstergesidir…
Güvenin olmadığı yerde bağlar uzun süre
ayakta kalamaz…
Karl Marx’ın yabancılaşma kavramı
özetler konuyu…
Topluma değil zamanla kendine de
yabancılaşır insan…
Ne hissettiğini,
ne istediğini,
nereye ait olduğunu bilemez…
Hayatın içinde açıkça görülür hale
gelmiştir toplumsal anomi…
Sahte kimlikler , yüzeysel ilişkiler,
tüketim çılgınlığı…
güven duygusunun zayıflaması…
Belki insan ilişkileri artmış gibi
görünür ama yüzeysel hale gelmiştir…
Her şeye ulaşan insan kendine ulaşmakta
zorlanmıştır..
Bağ kurdukça güçlenir insan…
Ağaç yaprağıyla gürler..
Ne kadar çözülme yaşanırsa yaşansın ip
koptuğu yerden bağlanır…
Sadece kural kaybı mıdır toplumsal
anomi???
Kendini yeniden bulabilecek tek
varlıktır insan…
Anlam arayan eninde sonunda anlamı
yeniden kuracaktır…
Tehlikeli günlerden geçtiğimiz şu
günlerde,
Toplumsal anomi yaşamamak adına
yapılacak çok şey vardır/olmalıdır…
Bireye düşen görevler olduğu kadar
yöneten erke de büyük sorumluluklar düşmektedir…
Güzel bir güne…
Günaydın..
SESSİZ İNŞA Terazi
Korku ile cesaret arasında bir terazi;
İnsan ruhu…
Ağır basar bazen korku,
Ağır basınca korku,
değişir:
Duruşu,
Yürüyüşü,
hal ve
hareketleri,
mimikleri…
Kaçar gerçeklerden,
Düz yollardaçıkar, girer patika
yollara…
Kurnazlığın gölgesinde ortaya çıkar
korku.
Korkarsa insan, başlar;
Yalan…
Değişir sessizlik,
niyet,
mimikler.
İç dünyasında kopar fırtınalar…
Başlar kaybetme duygusu…
Çünkü kurnazlık, zekâdan değil,
güvensizlikten beslenir…
Zekâ:
sadelik,
naiflik,
zerafet…
Dağ başında bir pınar gibi…
Gizlemez yolunu, saklamaz akışını;
berraktır ama sessizdir…
“Eğri otur, doğru konuş,” demiştir
atalarımız…
Zordur doğruluk;
ama vicdanı rahatlatan tek gerçekliktir:
dürüstlük,
doğruluk…
Kazandırır gibi görünür kurnazlık…
Ama yavaş yavaş bitirir:
güveni,
itibarı,
huzuru…
Hikâye bu ya:
Bir zamanlar bir kasabada iki esnaf
varmış.
Birisi kurnaz:
över malını,
saklar kusurunu,
buldu mu fırsatını…
Tek amacı daha çok kazanmak…
Diğeri ise dürüst birisi:
anlatır doğruları, saklamaz kusurları…
Yıllar geçmiş…
Kurnaz olan kısa zamanda çok para
kazanmış;
ilginç ama,
kazandıkça uzaklaşmış insanlar…
Dürüst, samimi olanın hep müşteri
dolu…
Ticaret sadece mal alıp satma mıdır?
Güven de verilir,
güven de duyulur…
“Doğru söyleyen dokuz köyden kovulur,”
demiş atalar…
Ama devamı da vardır;
pek dile getirilmez: ‘ama onuncu köyde
baş tacı edilir…’
Ayakta tutan insanı:
dürüstlüktür,
güvendir…
Küçük hesap yapanların işidir
güvensizlik…
Güçlü kişiliklerin, kaliteli insanların
küçük hesaplarla işi olmaz…
Satılık mıdır:
vicdan,
onur,
masumiyet…
Bir nehir düşün:
Sular bulanıktır sığ yerlerde…
Çamur var, görünür taşlar,
karışıktır,
kirli-temiz…
Derinlerde:
berraktır su…
Tıpkı ruh gibi,
vicdan gibi…
Küçüldükçe ruh, kirlenir vicdan…
Büyür kurnazlık,
büyüdükçe; saflaştıkça ruh,
çıkar ortaya sadelik,
temizlik…
Dürüst kişiliklerdir gerçekte temiz
vicdanlar, saf ruhlar…
Oyun kurmazlar,
gerekte duymazlar dolambaçlı yollara…
Başları diktir…
Onurludur,
gururludur.
Gerçekten insanı yücelten kurnazlık
değil,
temiz bir vicdan,
rahat bir kafadır…
Unutulmasın:
Korkudan beslenir,
Kurnazlık,
Cesaretle büyür asalet…
Dürüstlükten,doğruluktan,haktan yana
olanlara selam olsun…
Her şey gönlünüzce olsun…
Günaydın.
SESSİZ GÜÇ üslup
SESSİZ GÜÇ
üslup
Nedir üslup…?
Hayatımızın en belirleyici unsurlarından
biridir üslup…
Aynı cümle farklı kişiler tarafından
söylendiğinde bambaşka anlam taşıyabilir..
Doğru bir üslupla söylenirse gönüllere
dokunur,
Kaba düşüncesiz bir ifadeyle gönüller
yaralanır….
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır der
atalarımız…
Sözün gücü anlamında değil, taşıdığı
incelikte saklıdır…
Carl Rogers, insan ilişkilerinin
temelinde anlayış ve empati olduğunu vurgular, Gerçek dinleme, insanı
dönüştüren en güçlü araçlardan biridir der.
Mevlânaya göre Söz ağızdan çıkana kadar
senin esirindir, çıktıktan sonra sen onun esiri olursun….
Üslup sorumluluk gerektirir…
Söylenen söz geri alınabilir mi?
Söylendikten sonra geri alınamaz,
etkisiyle yaşar…
Alfred Adlere göre, İnsanı anlamak onun
davranışlarının arkasındaki duyguyu anlamaktır…
Üslup bu duygunun dışa vurumudur….
Günümüzde
iletişim hızlandı
Anlam hızın gölgesinde kaldı…
İnsanlar
konuşuyor,
yazıyor,
paylaşıyor…
Kimse nasıl söylediğine ,
Ne söylediğine dikkat etmiyor…
Carnegie’nin de vurguladığı gibi,
İnsanlar söylediğiniz şeyleri unutabilir, ama onlara nasıl hissettirdiğinizi
asla unutmaz….
Üslup sözün kalpte bıraktığı izdir…
İnsanların duygularını anlama ve yönetme
becerisi, ilişkilerin kaderini belirler….
Üslubun temeli sevgidir…
Ses tonunu yükseltmeden, karşısındakini
incitmeden,
kelimeleri seçerek konuşmak kişinin
kalitesini belirler….
Söz var keser başı, söz var keser savaşı
derken atalarımız ,
dilin hem yıkıcı hem yapıcı gücünü ne
güzel ifade etmiştir…
Yunusun deyimiyle Söz ola kese savaşı,
söz ola kestire başı…
Çocuklar sözlerimizi değil, sözlerimizin
onlarda uyandırdığı duyguları hatırlar….
Sadece yetişkinlerin meselesi değildir
üslup…
Hadsizlik karşısında sükûnetini koruyabilmek
gerçek bir güçtür. …
Kolaydır tepki vermek zor olan, o
tepkiyi doğru biçimde verebilmektir…
Konfüçyüs, Öfke yükseldiğinde,
sonuçlarını düşün der….
Öfke ile söylenen söz, çoğu zaman kalıcı
kırgınlıklara dönüşür…
Düşüncelerimizi değiştirdiğimizde,
duygularımız ve davranışlarımız da değişir…
İnsanı yücelten bir duruştur
vakar,üslup…
Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır atasözü
olgunluğun değerini anlatır…
Nedir olgunluk…?
Çoğu zaman yaş ile eş tutulur.
Gerçek olgunluk, takvim yapraklarında
değil; insanın kendini nasıl yetiştirdiğindedir…
Einstein’a göre Eğitim, okulda
öğrenilenlerin unutulmasından sonra kalan şeydir…
İnsan, hayatı boyunca psiko-sosyal
aşamalardan geçerek olgunlaşır der Erikson….
Yani yaş almak kaçınılmazdır,
olgunlaşmak ise süreç ve tercihtir…
İç dünyası, üslubuna doğrudan yansır
insanın…
Sevgi taşıyanın dili de yumuşak olur,
Nefretle beslenenin acıdır sözleri….
Victor Hugo’ya göre insanın içinde ne
varsa, dışına o sızar.
Bastırılmış duygular farklı biçimlerde
dışa yansır…
Freud’a göre, üslup, yalnızca dışa dönük
bir davranış değil içsel bir birikimin sonucudur….
Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül
sohbet ister kahve bahane…
içtenlik ve samimiyet arayışının net
ifadesidir…
Yaş bir rakam olabilir, yaşam, baştan
sona bir sorumluluktur…
Mustafa Kemal Atatürk’ün İnsanları mutlu
edecek tek vasıta, onları birbirine yaklaştıran sevgidir sözü, saygı ve
sevginin toplumsal bağları güçlendirdiğini vurgular…
Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde,
sevgi ve aidiyet, insanın temel
ihtiyaçlarıdır…
Üslup saygının dildeki karşılığıdır…
Üslup bir tercih değil, bir karakter
meselesidir….
İnsan kendini nasıl yetiştirirse dili de
o yönde şekillenir….
Shakespeare’in dediği gibi Kelimeler
kolaydır önemli olan onları doğru yerde kullanmaktır….
İletişimin amacı haklı çıkmak değil, bağ
kurmak olmalıdır…
Güzel konuşmak kelimeleri süslemek
değildir,
kalbi güzelleştirmektir… söz, kalpten
çıkar ve kalbe ulaşır….
Bir insanı kazanmak ya da kaybetmek…
Bazen bir cümlenin söylenmesini
bağlıdır…
Üslup, görünmeyen ama hayatı
şekillendiren en güçlü izdir…
Hayatınızda üslubuna dikkat eden
dostlarınız hep var olsun…
Her şey gönlünüzce olsun…
Güzel bir güne…
Günaydın.
SESSİZ GÜÇ Arınma ve özgürlük
SESSİZ GÜÇ
Arınma ve özgürlük
Hayatın yükünü üzerinde taşır insan
hem de fark etmeden…
Görünmeyen ama her geçen gün ağırlaşan
duygular…
Omuzlarında hisseder insan…
Kırgınlıklar,
korkular,
pişmanlıklar ve vazgeçilemeyen
alışkanlıklar…
Yük ağırlaştıkça yol da uzar der
atalarımız…
İnsan da içindeki ağırlıklarla birlikte
yolu uzatır, bazen de tamamen kaybeder…
Nedir uçmak?
Sadece fiziksel bir eylem midir?
Simgesidir ruhsal özgürlüğün. ..
Hiçbir kuş sırtında yükle göğe
yükselemez…
Geçmişin gölgesinde, korkuların gereksiz
bağların içinde yükselebilir mi insan?
Mevlana
Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar
söz varsa düne ait şimdi yeni şeyler söylemek lazım der…
Bırakmak bir son mudur?
Belki de yeni bir başlangıçtır…
Geçmişiyle vedalaşmayan geleceğe yer
açamaz…
Jung’a göre, İnsan yüzleşmediği şeyi
değiştiremez…
Bırakmak, vazgeçmek değil,
fark etmek,
sonra kabullenmek
ve sonunda serbest bırakmaktır…
Kaçılan her duygu insanın tutan görünmez
bir bağdır…
Bazen kırgınlığı taşır insan…
Bazen bir keşke’yi…
Bazen de artık çoktan bitmiş bir
hikâyeyi…
Shakespeare ‘e göre, Geçmiş bir
prologdur. Yani yaşananlar bir giriştir,asıl hikâye henüz yazılmaktadır…
Sürekli aynı sayfayı okuyan yeni bir
bölüme geçemez…
İnsan zihni alıştığı şeyi güvenli sanır.
Bu yüzden zarar gördüğü halde bazı bağları koparamaz/kopartamaz..
Konfor alanı, en güzel hapishanedir…
Rahat hissettiren ama büyümeyi
engelleyen… Her şey aslında görünmeyen bir sınırdır…
Einstein’e göre aynı şeyleri yaparak
farklı sonuçlar beklemek deliliktir…
Bir şeylerin değişmesini istiyorsan,
önce tutunduğu yükleri sorgulamalıdır insan…
Bırakmak çoğu zaman yanlış anlaşılır.
İnsanlar bırakmayı kaybetmek sanır.
Bırakmak kaybetmek midir?
Bırakmak yükten kurtulmaktır.Eski yükle
yeni yola çıkılmaz der atalarımız…
İnsan, geçmişin izlerini değil
derslerini yanında taşımalıdır.
Nietzsche Uçurumun kenarında olan, ya
düşer ya da uçmayı öğrenir der.
Ya yükleriyle birlikte düşer ya da
onlardan kurtulup yükselir…
İnsandın kendine koyduğu sınır…
Yapamam,
Edemem,
değişemem,
ben böyleyim…
Fark edilmeden zihne yerleşir…
İnsan düşündüğünden çok daha esnektir.
Değişim, cesaretle başlar…
Buddha’ya göre ,A
acının kökü bağlılıktır…
Neye gereğinden fazla bağlanırsa, onu
kaybetme korkusuyla yaşar insan…
Özgürlüğün önündeki en büyük engeldir
bu…
Uçmak isteyenin kanat çırpmadan
yüklerinden kurtulması gerekir..
Bıraktığın her şey sana alan açar…
Hafifleyen yükselir…
Bazen en büyük güç, vazgeçebilme
cesaretidir…
Güzel bir güne…
G
Sessiz Çöküş Kibir ve inat
Sessiz Çöküş
Kibir ve inat
Kendini tanımaya başlayınca başlar
farkındalık…
Ya eksiklerini fark eder , kendini
geliştirmeyi seçer ya da kendini kusursuz zanneder yerinde sayar insan…
En sinsi rehberdir kibir…
Kibirli insan kendini mükemmel zanneder…
En büyük yanılgıdır kibir…
İnsanın sürekli kendini geliştirmesi
gerekir…
İnsanın kendi hatalarına kapatmak için
başvurduğu bir yöntemdir kibir…
Eksiklerini göremeyen bir insan
gelişebilir mi?
Kendini geliştirebilir mi?
Kibir bir karakter değil, bir gelişim
engelidir.
Atalarımız, Büyük lokma ye, büyük
konuşma derken insanın haddini bilmesinin önemini vurgulamıştır….
Sokrates;
Bildiğim tek şey, hiçbir şey
bilmediğimdir…derken ne güzel ifade etmiştir mütevaziliğin önemini…
İnsanı büyüten bilgi değil,öğrenmeye
açık olmaktır…
Kibir öğrenmeyi engelleyen en büyük
handikaptır….
Kendini yeterli gören yeni hiçbir şeyi
öğrenemez…
Kendini beğenen başkasını beğenmez…
Mevlânâ,
Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi
yok, nice elbiseler gördüm, içinde insan yok demiştir…
Dış görünüş ya da statü büyüklüğün
göstergesi midir?
Büyütmez insanı kibir, sadece büyük
görür kendini…
Dağ ne kadar yüce olursa olsun , yol
üstünden aşar…
Büyüklük geçici, tevazu ise kalıcıdır…
İnat, hatayı kabul etmeyen gerçeğe sırt
çeviren kibir halidir…
Kibir ben doğruyum derken,inat yanlış
olduğumu kanıtlasan bile değişmem der…
Kibirli ve inat insan kendi sonunu
hazırlar aynı zamanda…
Akıllı insan hatasından döner, inatçı
insan hatasında boğulur….
Nietzsche şöyle der:
İnsan, inançları uğruna değil,kibri
uğruna hata yapar…
Hataların çoğu bilgi eksikliği değil,
ego fazlalığından kaynaklanır…
Bazen gerçeği görür, ama kabullenemez
insan…
Kabul egoyu incitir…
Eğri otur, doğru konuş atasözü, insanın
önce kendine karşı dürüst olması gerektiğini anlatır …
Cengiz Aytmatov ise insanın içsel
çöküşünü ,
İnsan, önce kendine yabancılaşır ,sonra
her şeyine şeklinde anlatır
Önce kendine yabancılaşır kibirli
insan..
Benliğini değil, zihninde kurduğu mükemmel
ben imajını yaşatır.
Hem yalnızlaşır,
hem de kırılgan hale gelir insan…
Yalnız taş duvar olmaz derken atalarımız
insanın başkalarına ihtiyaç duyduğunu, kibirle kurulan yalnızlığın bir çıkmaz
olduğunu ne güzel anlatır…
Gelişim kişinin hatalarını kabul
edebilmesiyle mümkündür…
Kibirli insan değişimi reddeder…
Değişmek, eksik olduğunu kabul etmeyi
gerektirir.
İlim ilim bilmektir, ilim kendin
bilmektir şeklinde hayat bulur Yunus dizelerinde…
Kendini bilmeyen, kendini olduğundan
büyük zanneder..
Tevazu sahibi, alçak gönüllü olmaktır
önemli olan…
Kibir ve inat, insanın iç dünyasında
kurduğu görünmez bir hapishanedir…
Bu hapishanenin duvarları övgülerle,
haklılık duygusuyla ve ben bilirim düşüncesiyle örülüdür….
Ördüğü duvarın içinde kalan dış dünyaya
kapatır kendini, gelişemez…
İnsanı yücelten, kusursuz olması değil,
kusurlarını fark edip onları aşma çabasıdır..
Kibir, insanın kendini zirvede sanmasına
neden olur…
Sessiz çöküş,insanın içinde verdiği ve
kaybettiği mücadeleyle başlar…
Kibirle yükseldiğini sanan içten içe
biter aslında…
Gerektiğinde hatayı kabul etmek,geri
adım atmak ve öğrenmeye açık olmaktır büyüklük…
İnatla savrulan gerçeklerden biraz daha
uzaklaşır…
Kendini aşan ne kibre esir olur ne de
hatasında boğulur…
İnsanı yücelten, kusursuzluğu değil,
kusurlarını fark edip onları aşma cesaretidir….
Gönlünüzce bir güne…
Günaydın…
SESSİZ ÇIĞLIK
SESSİZ ÇIĞLIK
İç yorgunluğun sessiz dışa yansımadır,
Sessiz çığlık…
Motivasyon yokluğu,
ruhun yorgunluk hali…
Yorulmaz her zaman beden,
Zihinde yorulur, sürüklenir oradan oraya…
Sabah olur,
Yeni bir gün başlar
ama doğmaz içinde güneş…
Uyanır ama uyanamaz,
Yürür ama varamaz….
Dostoyevski’e göre,İnsanın en büyük acısı, düşündükleriyle yaşadıkları
arasındaki uçurumdur….
Günümüzde insanın sessiz çığlığıdır o uçurum…
Hızla kayan görüntüler,
Buruşan gözler,
Kayan parmaklar…
Zihin dağılır,
konstrante olamaz,oyalanır yürek…
Bir bildirim, bir kısa video, bir anlık haz…
Çoğaldıkça eksiltir, doydukça aç bırakır …
izledikçe boş hissettirir…
Kolay gelen bir haz derin bir anlam,anlamlı bir bilgi bırakır mı geride…?
Emeksiz yemek olmaz demiş atalar,
Bir lokmanın bile hakkı vardır bu hayatta…
Emek vermeden kazanç olur mu?
Emeksiz kazanç ruhu doyurur mu?
Bir zamanlar heyecanlandıran şeyler şimdi ağır gelir…
Bir zamanlar sayfalar arasında kaybolanlar
şimdilerde birkaç satır okurken yorulur hale gelir…
Düşünce bulanık,
zihin yorgun,
kalp isteksiz…
Einstein,
Zihninizi beslemezseniz, bedeninizin gücü de bir işe yaramaz şeklinde
özetler gerçeği…
Bedenden mi ibarettir insan?
Arayan bir ruhla anlam kazanır beden…
İşleyen demir ışıldar derler,işlemeyen zihin pas tutar, ağırlaşır, unutur
kendini…
Mutluluğu kolayda aramak en büyük yanılgısıdır insanın…
Yorulan ellerde çabalayan yüreklerde, sabreden zihinlerde saklıdır
mutluluk…
Aristotle’ ye göre mutluluk, bir eylem halidir…
Durarak değil, yürüyerek bulunur. Bekleyerek değil, yaparak büyür.
Seneca’ya göre zor olan şeyler, cesaret edemediklerimizdir….
Yorgun olduğu için değil, başlamaya korktuğu için tükenir insan …
Üşenenin oğlu kızı olmamış deyimi aynasıdır hayatın…
Ama karanlığın en koyu olduğu an, ışığın doğmaya en yakın olduğu andır.
Aklı karışılabilir ama yeniden kurulur, dağılabilir yeniden toplanır…
Yeter ki bir adım atsın insan…
Sonra bir adım daha…
William James göre Hayatımız, odaklandığımız şeylerden ibarettir…
Nereye bakarsa hayat oraya akar.
çaba,
sabır,
irade…
Ekran kapanır,
bildirimler azalır,
zihin derin bir nefes alır…
Öğrenir yeniden odaklanmayı,
Hatırlar üretmenin hazzını…
Gerçek haz, tüketmekte midir?
Anlam kazanır,
Üretmekle,
Büyütmekle…
Yeter ki bugünün işini yarına bırakma…
Konfiçyus’un Yavaş ilerlediğin sürece sorun yok, yeter ki durma sözü
yankılanır dudaklarda…
Sonunda kendine döner sorar sessizce;
Sen kimsin?
Necisin?
Nereden geldin?
Nereye gidiyorsun?
Gerçekten yaşıyor musun, hayatı ıskalayıp geçip gidiyor musun…?
Ne ekersen onu biçersin, zihnine ne ekersen, hayatta onu büyütürsün.
Kolay haz ekenler , hiçlik biçerler,
sabır ekenler anlam biçerler…
Kendi zihnini yönetebildiği ölçüde özgürdür insan…
Kendine karşı kazanılan bir zaferdir özgürlük…
İçindeki sessiz çığlığı görüp ,çözüm arayanlara selam olsun.
Güzel bir güne…
Günaydın…