HAVADA CUMHURİYET KOKUSU VAR
2. HİKÂYE
ATATÜRK ÇOCUKLARI
Okulun bahçesi bayraklarla donatılmıştı. Çocuklar Cumhuriyet Bayramı töreni için sıralanıyor, öğretmenler son hazırlıkları yapıyordu.
Sınıfın duvarında Atatürk’ün portresi asılıydı. Altında büyük harflerle şu cümle yazıyordu:
“Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”
Öğretmen sınıfa girdiğinde çocukların heyecanı yüzlerinden okunuyordu.
“Bugün sizlere bir soru soracağım,” dedi. “Atatürk çocukları olmak ne demektir?”
Ön sıralardan biri elini kaldırdı.
“Atatürk’ü sevmek ve onun fotoğrafını taşımak!”
Bir başkası söz aldı.
“Bayrağımızı sevmek, Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamak!”
Öğretmen başını salladı.
“Bunlar elbette güzeldir. Peki, yalnızca bunları yapmak yeterli midir?”
Sınıf sessizleşti.
“Bir arkadaşınız haksızlığa uğradığında susarsanız… Birinin yoksulluğuyla alay edildiğinde gülerseniz… Bir yanlışın karşısında doğruyu söylemekten korkarsanız, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği değerleri gerçekten yaşatmış olur musunuz?”
Çocuklar birbirlerine baktılar.
Tam o sırada sınıfın kapısı çalındı. İçeri, bir önceki gün bahçede gördükleri küçük çocuk girdi. Öğretmen onu sınıfa kabul etti ve boş bir sıraya oturttu.
Çocuklardan biri, arkadaşının eski ayakkabılarına bakıp gülümsemeye yeltendi. Ancak torun, hemen araya girdi.
“Onun ayakkabıları eski olabilir. Ama bu, onu bizden daha değersiz yapmaz.”
Sınıfta derin bir sessizlik oldu.
Öğretmen, torununun sözlerini duyunca gülümsedi.
“İşte şimdi önemli bir şey söyledin. Cumhuriyet, insan onuruna saygı duymayı gerektirir. Atatürk’ün yolunda yürümek, yalnızca geçmişi anmak değil; bugünün sorunları karşısında aklın, bilimin ve vicdanın yanında durmaktır.”
Ders boyunca çocuklar Cumhuriyetin anlamını konuştular. Kimi özgürlükten söz etti, kimi eğitimden, kimi adaletten… Öğretmen, her birinin sözünü dikkatle dinledi.
Sonra tahtaya üç kelime yazdı:
Akıl. Bilim. Vicdan.
“Bir ülkenin geleceğini,” dedi, “bu üç değeri benimseyen insanlar kurar. Bilmeden hüküm vermeyen, araştırmaktan vazgeçmeyen, hakkı olmayanı istemeyen ve haksızlık karşısında sessiz kalmayan insanlar…”
Tören saati geldiğinde çocuklar okul bahçesine çıktılar. Bayrak göndere çekilirken hep birlikte İstiklâl Marşı’nı söylediler.
Torun, kalabalığın içinde arkadaşına baktı. Küçük çocuk artık yalnız değildi. Yanında arkadaşları vardı.
Yaşlı adam da töreni izlemek için okulun kenarında duruyordu. Torunu onu görünce el salladı.
Yaşlı adamın yüzünde gururlu bir tebessüm belirdi.
O an anladı ki Atatürk çocukları, yalnızca belirli bir kuşağın adı değildi. Onlar; özgürlüğü seven, bilime inanan, mazluma el uzatan, hak ve adaletten yana duran her yaştan insandı.
Cumhuriyetin çocukları olmak, bir mirasa sahip çıkmaktan önce, o mirasın hakkını vermekti.
Bayrak gökyüzünde dalgalanırken çocukların sesleri bahçeyi doldurdu.
Ve o seslerde yalnızca bir bayramın sevinci değil, geleceğe verilmiş bir söz vardı.